İçimden bir ses ben bu satırları yazarken Recep Tayyip Erdoğan'ın kurmaylarından, korumalarından ve hatta 1st Lady Emine Erdoğan'dan gizli gizli Farmville oynadığını söylüyor fakat diğer yandan hislerime çok güvendiğimi söyleyemem. Gün oluyor ölü insanlar görüyorum, gün oluyor Brus Vils'i ölü olarak görüyorum. Brus Vils'in yamacına yanaşıp "Brus dayı?" diyorum. "Yakum...! Or no Yakum!" diye bağırıyor bana. Sen buralarda yarışma programlarına katılırken Jeff Köprüler ödülden ödüle koşuyor diyorum. O hala "Yakum!" diye bağırıyor.
Cef kaptanı severim. Arkasından konuşur gibi olmamak için bu konuşmaları ona aktardığımda Brus'a cevabımı oskar töreninde veririm ona sadece beni görünce aşağıya bakmasını söyle demişti.
Yaman adamsın Cef kaptan. Şu yaşında bile civa gibi delikanlıları çorabından çıkartacak kadar yamansın hem de...
*
Fakat hislerime güvendiğim tek bir konu var ki o da aradan geçen süre boyunca senin beni özlemediğin. Oysa ki ben senden ilgi bekliyorum. Bu durum beni öylesine üzdü ki senin bu özlemsizlik prensibin bana yeniden şiirler yazdırdı. İnanır mısın koskoca adam oturdum ağlayarak şiirler yazdım. Bir tanesi var ki duygularımı en güzel onun ifade ettiğini düşünüyorum. Dahası bu şiirle Yetenek sizsiniz Moğolistan'a katıldım ve ilk elemeleri başarıyla geride bıraktım. Jüri üyelerinden biri olan Moğolistan'ın sevilen yüzlerinden şarkıcı Naşkiri Obloyeva ben şiiri okuduğum sırada göz yaşlarına hakim olamadı ve "Tebrikler. Seni Ulan-Bator'daki finalde görmek istiyoruz." diyerek ayakta alkışladı beni. Bunları koskoca Naşkiri Obloyeva beğenmiş sen nasıl beğenmeyeceksin ? Diye anlatmıyorum. Kendini baskı altında hissetme. Sadece oku ve şiirin büyüsüne kapıl(çift olarak):
Şanzelize'de görmüşler seni.
Kağıt helva arasında çiğköfte yiyormuşsun.
A4 boyutundaymış kağıt helva.
Şanzelize'de heyelan olmuş o sabah.
***
Marsilya 8.Noteri şahidim olsun ki
Arkandan "Ekmek kadayıfı bulamazsa
Pasta kreması yesin" demedim,
Şanzelize'ye tsunamilerin vurduğu o sabah.
***
Sen beni ben olduğum için değil,
Seni bensizlikte sen olduğun gibi
Ve sana beni sende seni ben bana bende...
Anladın anladın, anlamamış gibi yapma.
Şanzelize'de kriz masası kuruldu bu sabah.
***
Değişen çağa ayak uydurmaya çalışıyorum. Bize öğretilenler bile geçerliliğini zaman içersinde kaybediyor. Aslında ben de senin gibi hiç televizyon izlemiyorum. Bence televizyon tam bir aptal kutusu ama tıpkı sana olduğu gibi bana da oldu yani geçen gün açık kalmış televizyon ve istemeden de olsa göz-kulak-beyin misafiri oldum bu lümpen aygıta.
60'lı yıllarda olduğunu tahmin ettiğim bir adamın görüntüleri eşliğinde seslendiren birisinin söylediklerinden şu kısmı duydum : "Adam bu kadını istiyor, bu kadını da istiyor, bunu da... 2009'un en iyi dizisi Mad Men 3.sezonuyla E2 ekranlarında..." gibi bir şeyler söyledi. Bakınız ben İngilizce'ye önem veren bir lisede okudum. Fakat lisede bize "Mad" aynı zamanda abazan anlamına gelir demediler. Tanımlamayı düşünüyorum. Adam o kadını da istiyor bu kadını da istiyor. Bu mu "Mad" ? Hadi yürü git ordan beyim. Biz ki Mad Max ile büyümüş bir nesiliz. Mel Gibson'dan bugünlerde tiksinenlerin hepsi veletken Mad Max serisinin hepsini ucundan kıyısından yakalayıp izlemiştir mutlaka. Çok değil 15 yıl evel post-apokaliptik ortamda günümüzde lahmacuncuların kullandığı fakat o dönem için son derece havalı olan motorpisikletler üzerinde aksiyondan aksiyona koşan Max'in sıfatı olan Mad, şimdilerde 60'lı yıllarda kadına doymayan üç beş kendini bilmez çapulcuya sıfat olarak veriliyorsa vay bizim halimize. İki döneme birden şahitlik yapmış ancak "modernist" olan bazı dostlarımız çıkıp "Mad Max'in seçeneği yoktu. Koskoca alemlerde tek kadın Tina Törnır, tabi çöllere vuracaktı kendini Mad Max ya ne yapacaktı?" diyebilir. Yanlış noktaya takılıyorsun. Burda konu Mad Max'in aseksüel olması ya da Mad Max piyasaların altın çocuğu olup tek gecelik ilişkiler tarihinde bir mihenk taşı olabilir miydi değil. Konu : Değişim.
*
Şüphesiz ki bu değişimin çaresi var. Mad kelimesini bir gavurla konuşurken kullanmaktan kaçınırsın olur biter. Fakat ya karşı gelemediğimiz değişimler ?
Bir yıl önce Bahçelievler'de bomba atsan otogalerisine denk gelirdi. Her yer otogaleriydi. Otogaleride Avrupa'nın can damarıydı, kalbiydi FELAN FISTIK. Şimdi "Atıyorsun, yok artık devenin nalı oha oha çüş yuh deve çüş sallama" diyenleriniz (Evet aynen bu saydığım kombinasyonda hem de. Ben sizi bilirim nerde ne söyleyeceğinizi de bilirim) Arap ülkelerinden ve doğu bloku ülkelerinden Bahçelievler'e otomobil turizmi düzenlenmeye başlanmıştı. Herkes bütçesine göre kah bir BMW kah bir Toyo toyo ta toyo toyo ta toyo toyo... Alıp çıkıyordu onunla her yola... Toyota...(Bu şimdi sanal reklam mı?) memleketine otomobille kara yoluyla dönüyordu. Sonra müjdeli bir haber duyuldu. Otogaleriler İstanbul dışında bir yere taşınacaktı. Sonra ilk habere göre daha az müjdeli bir haber duyuldu. Dışarı park eden galerilere yasak gelmişti ve onlar taşıncaktı. Sonra ilkinden az ama ikinci müjdeli habere kıyasla daha müjdeli bir haber duyuldu. Bazı otogaleriler kapanmıştı ve artık kaldırım üzerinde araç olduğu için kalan dar ve böylece yürüyüş yaparken karşıdan gelen 60'lı yaşlardaki kadınlarlarla dar alanda tango kareografisine denk gelen hareketler yaparak birbirimizin yanından geçmeyecektik. Derken ilk üç müjdeli habere kıyasla müjdesi olmayan bir haber geldi. Yok pardon bişey gelmemişti sonra. Ben karıştırdım. Gözümüzle gördük. Zaten dediğim gibi müjdesiz bir durumdu bu ve ama müjdesiz olmasıyla gelmemesi arasında bi' bağlantı yok. Sadece bişey gelmedi biz gördük. Yok di mi bi' problem ? Bi' daha mı anlatıyım ?
Dikkatli dinleseydin...
*
Köşe başında bir kafe gördüm ilk önce. Sonra onun yanında bir kafe daha. Onun karşısında ise büfemine bir dükkan vardı. Kafeler ilgimi çekmedi fakat büfemine dükkana dışardan şöyle bir baktım. "Etiler Büfe" yazıyordu tabelasında. Ben o tabelayı okuduğum sırada arkamı bir döndüm ki kapanan otogalerilerden biri daha kafe tadilatına başlamıştı. İçeri girdim. Bir tost ve bir ıslak hamburger yedim. Islak hamburgeri bilir misin ? Sanayi devrimiyle birlikte buharlı makinelerin kullanılmasına başlanmıştı ve Münih'te yaşayan makine mühendisi Hans Pinker bir akşam eve dönmeden önce pişmemiş hamburgerini buharlı makinanın yanında unuttuğunu fark etmiş çöpe atmadan önce bir ısırık aldığında ise hamburgerinin buharda piştiğini anlayarak bir gıda devriminin bu değişim de beraberinde "Islak Hamburger"i getirmişti. Hans Pinker bir dükkan açtı ve ıslak hamburger satmaya başlayarak aynı zamanda bir ticaret devriminin ilk adımlarını atıyordu. Sonrasında Almanya'daki -2.kuşak gurbetçilerden biri bu hamburger bizim memlekette yok en iyisi gidip İstanbul'da bir dükkan açayım da Islak hamburger satayım diyerek bir globalleşme devrimine ön ayak olmuştu. Fakat o gurbetçinin açtığı dükkanı rol model alarak başka bir dükkan açanlar hamburger köftesinde kedi eti kullanarak tüm zamanlardaki en büyük orospu çocukluğu devrimine imza attılar. Neyse sen bunları daha sonra wikipedia'dan FELAN okursun bi' yerden. Ben konuya dönüyorum.
İş hayatındaki değişimleri en iyi izah eden mizahsenlerden biri Müfettiş Mevlüt Dinçdaş'ın kara kalem resmi ve Emlak Kralı Donıld Tramp'ın ağzı açık resmi ile "Önce İş Güvenliği" dediği anlardaki benzer ama bir o kadar da farklı vücut dilleri
Etiler büfeden çıktım ki ne göreyim ? (Keşke yerde cüzdan göreydim ama olmuyor böyle şeyler) Ben büfeye girerken tadilat halinde olan "Otantik" mekanı açılmış (bu bir sıfat değil, dükkanın adı.) ve içerde insanlar oturuyor kahve içiyor, bazıları nargile içiyor, dev plazmada açık olan Power Türk'te Demet Akalın klibi gözüküyordu. Kafamı biraz sağa çevirdim ki bu sefer ne göreyim ? (İçi para dolu bond çanta diycem ama çok değil 3-4 satır yukarda konuşmuştuk bunları.) Etiler Büfe'nin çaprazında ve yeni açılan kafelerin yanında Etiler Marmaris Büfe adında bir yer daha açılmıştı. Hani dedim acaba bi' farkı mı var ? İçeri girdim. Baktım bi' değişiklik yok ama belki daha iyidir buranın nevaleleri diye düşündüm ve bir kaşarlı tost ile bir ıslak hamburger söyledim. Hamburgeri ısırmak üzereydim ki dışardan gelen matkap seslerini duydum. Yeni bir büfe ya da kafe yapılıyorsa engel olmalıyım diye düşünerek masadaki sandalyeyi kaptığım gibi dışarı çıktım. Ölümüne dalacaktım fakat ben çıkınca matkap sesi kesildi. Fakat takdir edersin ki aynı anda en fazla 17 yerde bulunabiliyorum ve meşgul biri olarak bir çok yerde bulunmam gerekiyor. Nerden bilebilirdim bulunmam gereken yerlerden bir kaçının Bahçelievler'de olması gerektiğini ? O günün sonunda bilanço ağırdı(Hızlı söylersen Biliançomağızırla gibi bişey olur o yüzden tane tane oku bu kalıbı):
Bahçelievler'de Etiler, Marmaris, Mix, Büfe, Lüks, Kırıntı, Takıntı, Köşe kelimelerinin tamamıyla oluşturulabilecek kombinasyonların hepsi kadar büfe açılmıştı ve bunların yanı sıra ilk açılanlardna biri olan "Kırmızı" kafeyi takip eden "Otantik" gibi mümkün olduğunca andavallı sıfatların isim seçildiği kafeler de her yerdeydi. Ayrıca "Hamburgercim","Köftecim" gibi yancı bazı mekanların yanısıra Tatlıcım, Tombak, Cevherzade, Hacıdedeler, Bacınineler derken 150 kadar da tatlıcı açılmıştı. Obezitenin başkenti gibiydi Bahçelievler. Megafonla "YESENİZE ULAN! HADİ SEN DE KAHVENİ YUDUMLARKEN MESAJ AT MANİTANA TİKİ KIZ!" gibi anonslar yapan belediye araçları eksikti sadece. Amerika single listelerinde 43 haftadır zirvede olan bir Usher şarkısı gibiydi Bahçelievler'in çıkardığı ses : Ye... Ye... Ye... Ye... Ye... Ye...
Kısa bir yürüyüşe çıktım. Evet, kaldırımlarda otogalerilerin arabaları yoktu fakat kafelere gelen cardo gençlerin modifiyeli arabaları çaprazlamasına duruyor, 3'erli 5'erli hello cello kızlar çete gibi kaldırımlarda takılıyordu. İşte o an ne büyük bir gaflette bulunduğumu anladım. İçimden "Geçeydim otomobillerin karşısına, açeydim kollarımı, Baran Otomotive dur diyeydiiiiğiğğğiğiiiğiğğğiiiiğiiim..." dedim...."Oto Kamil keşke şimdi burda olsaydı senin o sevimli Ford Mondeo'ların yeminler olsun tekerleklerine sarılıp öperdim onları" dedim..."Galeri Cengiz... Yokluğunda çok kitap okudum...Aradım neredesin nerede" dedim. Daha doğrusu içimden dediğimi sanmıştım meğerse ben o sırada kendimi kaybetmiş şekilde bağırıyormuşum. Hemen Bahçelievlerdeki 18 hastane ve 29 poliklinik ve 198 eczeneden en yakında olan eczaneye beni götürüp saç diplerime limon kolonyası sürmüşler ve o sırada üst kattan inen 60 yaşlarındaki kadın "Aaa ben bu çocuğu tanıyorum tango yaptık biz bunla geçen gün" diyerek eczacı kızlara doğurganlıkları arttırıyor diyerek getirdiği bürüksel lahanasını koklatmış. Zaten o pislik sebzenin kokusunu burnumda duyunca refleks olarak herhal' takla atmışım ve ayıldım. Sonra kendime geldim. Şöyle bir etrafa baktım. Dedim ki bu mu ulan rüya semt ? Bu mu hayallerin gerçeğe dönüştü ilçe ? Sanki pezevengin biri Bahçelievler haritasını açmış bizim üstümüzden Simcity oynuyor. Oraya hastane, buraya kafe, öbür yere alışveriş merkezi...
Peki neydi bu süreci hızlandıran ? Adeta tüm Bahçelievler halkını zombiye çeviren. Sanki yıllardır piyasaya yapma hırsıyla yanıp tutuşuyormuş gibi evlerinde takılıp şimdilerde bu soğuk kış günlerinde bile üşenmeyip birbirinin aynı kafelerde bütün gece oturup çay içen, piyasa yapanların ruhlarındaki hanzoluğu serbest bırakan neydi ?
İki aşamadan oluşuyordu cevap:
1- Kafe etrafını kapatan sefil bir naylon ve muhtelif yerlere bırakılan ısıtıcılar ki halk arasında ufo olarak biliniyor.(Hani dosttunuz gavat uzaylılar ? BU MU DOSTLUK ANLAYIŞINIZ?)
2- Akıllı Tv
Bu iki maddeyi de etkisiz kılmam mümkün olmadığı için durumu kabullendim ve şimdi Bahçelievler'de ne zaman yürüşüye çıksam acılarımı dindirmesi için cebimde taşıdığım konyak şişesinden bir yudum alıyorum gözümün önüne o kafalerin, tatlıcıların, büfelerin yerindeki otogalerileri gelince. Kafelerin bahçe kısımlarını patates bir naylonla örtmesi ve ufo desteği ile ahrette olacak cehennem ateşini piyasacı gençlerin üşüyen o minik beyaz popolarına vermesinin akabinde sanki Kızıl Haç hepsine dağıtmış gibi 106 ekran plazmada akıllı tv'yi açtıkları anda herkes salya akıtarak çay içmeye ve birbirini kesmeye başlıyor, kafeye gitmeyenler benim gibi tostunu kemiriyor, tatlıcıda manitasyona koşanlar keşküle kaşık sallıyor fakat ortak paydalar hep aynı. Ya kendinden ya da naylonla kapatılmış bir alan ve Akıllı Tv'nin açık olduğu 106 ekran LCD, plazma ya da artık ne boksa o ben kısaca götü olmayan televizyon diyorum onlara.
Şimdi gidiyorum. Belki bugün değil ama yarın belki yarından da yakın (Bugün olmuyorsa yarından nasıl daha yakın oluyor?) Bahçelievler'den geçeceğim bu satırları yazarken naif bir biçimde Farmville oynadığını düşündüğüm Recep Tayyip Erdoğan'dan daha düşük devlet statüsündeki birileri belki de gizli gizli Simcity oynuyor olacak Bahçelievler haritası üzerinde... Sen bu satırları okuduğun sırada ise bir diğer kafe, büfe, tatlıcı, pastane, hastane açılıyor olacak Bahçelievler'de... Otogaleri sahipleri ise hüzünle izleyecek bu döngüyü uzaklardan.
5 yorumcu...sevsinler sizi.:
Çok iyi anlatım. Gözümle görmüş gibi oldum.
Ustamsın.
cok güzel bir Chat sitesi yapmıssınız ellerinize saglık bu Sohbet ortamını ve en güzel Sohbet Odaları hizmetini verdiginiz için çok teşekkür ederim ben buraya tesadüfen Hollanda Sohbet odası ararken bulmuştum bayıldım çok teşekkür ederim sizlere
bu ikisi varya yeni yapmışlar sanırım bom boş sohbet odası :) sohbet e girdim in *** top atıyor.
Hollanda Sıra Gecesi var bizde. Ona da gel.
sohbet en iyi türk sevdası sohbet odalarında edilir
chat ortamında bedava chat yapabilmek için türk sevdası sohbet odalarını ziyaret ediniz..
kelebek sohbet kelebek chat
Şahane bir yazar imişsiniz. Yalnız bu genel yorumu neden bu kadar alta yazdım.. Dur başa alayım.
Yorum Gönder