Aklından bir kız ya da erkek tut...
Şimdi o kız ya da erkeğe 8 kız/erkek daha ekle.
Şimdi de çıplak/bikinili ya da slip mayolu olarak düşündüklerini bırak...
Geriye tek bir kız/erkek kaldı ve ismi Kevser ya da Macit değil mi ?
"Oha nasıl bildin?" soruları eşliğinde şaşırmana gerek yok çünkü bu beynimizin bize oynadığı binlerce garip oyundan biri. Bilimsel olarak ispatlanmış bir deney. "Abi bende kalan kızın adı Kevser değil İlayda'ydı" ya da "Ne Macit'i be ? Tabi ki Doğukan kaldı bende bi' tek." diyecek çakallar da çıkacaktır aranızdan fakat onlar da biraz olsun dürüst olsalar en başta 8 değil 5 kız/erkek eklediklerini itiraf ederler bizlere. Kısacası bilimsel gerçeklerden kaçmak mümkün değil. Fakat bazen bilim bile bizi kurtarmıyor. Bize yardımcı olamıyor.
*
2 ay önce baktım olacak gibi değil seyyar satıcılık işine gireyim dedim bu yaz. Bir bahar akşamı 250 tane ufak su almak için yola koyuldum.(Marka ismini direk vermiyorum reklama girmemesi için, son harfi olmadan söyleyeyim: "Erikl?") Fakat o akşam yağmur yağdı. Ertesi sabaha kadar düşündüm, taşındım ve sermayeyi plastik şemsiyeye yatırmaya karar verdim. Bulutlu havayı görünce yağmurluğumu çektim ve otobüse binip araştırmalarım sonucu bulduğum toptan şemsiye alacağım dükkana doğru yola çıktım. Otobüsteyken güneş açtı. Tek bir bulut bile yoktu. İndiğimde terlemiş ve çok susamıştım. Hemen bir su aldım ve pet şişeyle kesişirken "Öss'de bile ilk işaretlediği doğru çıkıyor insanın en iyisi gene su işinden şaşmamak" dedim kendime. Daha sonra "Acaba Öss'ye girip soruları sadece bir kez çözsem ve ilk işaretlediklerimi hiç silmesem derece yapabilir miyim?" sorusu aklıma takıldı ki bu sırada yağmur başladı. Hemen bir plastik şemsiye aldım. Maliyeti muhtemelen 2-3 lira olan bu şemsiyeyi şemsiye yerine şemşiye diyebilen satıcıdan 5 liraya almıştım ve bir anda gözlerim parladı. Hadi ortada buluşalım 2,5 lira olsa 5 liraya satsan %100 kar. Belki ufak su gibi sürekli satmayacak ama günde 20 tane satsan hiç bir şey yapmadan 50 lira kazanıyorsun. O 50 Lirayı iddaa'da 4 maça yatırsan. Bu 4 maçın oranı 10 olsa oldu mu bu para sana 500 lira ? O 500 Lirayla markafoniden bişeyler alıp bunları Gittigidiyor'da satsam ben o parayı bir şekil 1000 Lira yapardım. Bu 1000 lirayla sayısal loto oynasam en kötü ihtimal 5 tutturacağıma göre o para 7000 lira civarı bir para yapardı. 7000 liraya bir emlakçı dükkanı açsam. Sıkı bir çalışma, her emlakçıda olduğu gibi ben de güler yüzlü ve dürüst hizmet ilkelerinden taviz vermeyerek çalışırsam rızkımı alır 3 ay sonunda 20000 liraya sahip olabilirdim. Bu 20 bin liranın yarısıyla altın alır diğer yarısını borsada değerlendirerek 52 bin liraya kadar çıkartır, bu 52 bin lira ile kapı menteşesi alıp Bangladeş'de bulacağım bir toptancıya satarak 12 bin lira kar yaparak paramı 64 bin liraya çıkarabilirdim. Daha sonra başka çeşitli yollar vardı aklımda ve en nihayetinde 3 adet Burger King şubesi açıp hayatın tadını çıkaracaktım. Kısacası ilk ürünü doğru belirlemek çok önemliydi... Fakat olmadı. Bilim milim hak getire, aylar geldi geçti ben karar veremez oldum. Şu anda dahi bir gün yağmur yağıyor, bir gün güneş açıyor ve aklımda hep aynı soru var : PLASTİK ŞEMSİYE Mİ UFAK SU MU ?
Hala net bir cevabı yok bu sorunun.
*
Hayatta bu gibi tatsız şeyler olabiliyor. ... Çünkü insan duygularıyla hareket eden bir canlı.(Ne demek ne alakası var ? Dikkatli oku!) Tabi bu durum bazı tehlikelere de gebe olabiliyor beraberinde. Sabah işe gelirken bir kasabın camında "Tavuk Ciğer -> 2,79 Lira!!!" yazılıydı. Geldiğimiz noktaya bakar mısın ? Kasap camına "Ciğeri 5 para etmez bir hayvandır bu" yazıyor. Bu provokasyonlarla hayvanları insanlara küstürdüler. Ben yılmaz bir tavuk hakları savunucusu olarak bu davadan vazgeçmeye niyetli değilim ama tek başıma ben nereye kadar dayanabilirim ki bu zorba yapılanmaya ?
Oysa ki tam tersine birlik beraberlik içinde olmamız gerekirdi. Kader utansın. Ah utansın...
Nereye kadar gidecek bu ayrımcılık?
*
Ayrımcılık demişken aklıma gelen ilk örnek şu: Yıl 2002. O yıl HOAGGFGÇPYOOKGS'ye giren tek Türk öğrenci benim. Yani "Hani o Amerika'da Geçen Gençlik Filmlerinde Gördüğünüz Çılgın Partilerin Yapıldığı Ortamlar Olan Kolejlere Giriş Sınavı"na girmiştim. Matematikten başladım her zaman yaptığım gibi. Matematikten 2 soru sormuşlardı ve hemen bitirip sözele geçtim. Karşıma şu soru geldi:
Aşağıdaki tabloya göre Kaliforniya Eyaleti Dahilinde Din Ve Devlet İşleri Birbirinden Ayrı Mıdır ?
Gözetmenlere baktım, pis pis sırıtıyorlar. Matematikle beni alt edemeyeceklerini anlayınca belli ki "Sözelde can sıkıcı sorular sorarız giremez koleje" diye düşünmüşler. Tabi ben bu art niyetin farkına varınca yırttım kitapçığı ve sınavın yapıldığı amfi tiyatroyu terk ettim. Yıllarca bu sırla birlikte yaşadım ama daha fazla saklamanın bir anlamı yoktu. Diyeceğim o ki ayrımcılık her zaman her yerde olacak. Ayrımcılıkla yaşamayı öğrenmekten başka çare yok, zira bundan da bilimsel gerçekler gibi kaçmak mümkün değil.
2 ay sonra başka bir genel yetenek testinde başarılı olup Harvırd'a girmiştim ve orayı da 3,5 senede bitirdim zaten. Fena bir okul değildi. Bu arada sorunun cevabını merak edenler olabilir onlar içinde şöyle özeleyelim durumu: Bu soru yanlış. Benim Stephen Hawking'le olan yakın dostluğumu bildikleri için böyle bir kumpas kurmuşlardı oysa ki Stephen Hawking nere devlet işi nere. Malum kendisi hasosundan bilim adamı. Peki bu soruyu doğru bir şekilde bizim ülkemiz için sorsalardı cevap ne olmalıydı?
Devlet adamları halkın tepkisini çeken olayların çözümünü üretmeye çalışmak yerine büyücü gibi lanetlemeyi tercih ediyor, ("Terörü lanetliyorum" açıklamaları gibi) Mevcut hükümeti oluşturan kişiler geleceğe dair konuşurken inşallahı maşallahı ağzından düşürmüyor ise din ve devlet işleri tam anlamıyla birbirinden ayrıdır diyebilir miyiz şeklinde soruyu tekrar soralım?
Artık eşşek değilsen -ki değilsin ben seni biliyorum akıllı çocuksun-, anlamışsındır cevabı.
Peki devlet büyüklerinde kabahat var sende bende hiç mi yok? Tabi ki var. Bu konuyu son olarak Twitter adlı yeni oluşumda da gördük. Monitörlerini yeni açanlar için kısaca özetleyelim:
Twitter... Bir internet sitesi. Buraya kadar anlamayan var mı ? Sorusu olan ?
Güzel. Sevindim herkesin anlamış olmasına. Bu internet sitesinde halkımızın çelişki yarattığı bir konu var dikkatimi çeken ve bu konu ünlü twitter kullanıcıları ile ilgili. Aramızda 7 yaşını yeni dolduranlar olabilir o yüzden ünlü/ünsüz ayrımını idrak etmesi için "Bir kelime bir işlem" adlı dede yadigarı yarışma modeli ile bir kaç örnek vereyim:
Ünsüz.... Namık.
Ünlü... Saba Tümer.
Ünsüz... Taşkın.
Ünsüz... Cavidan.
Ünlü... Ayşe Özyılmazel.
Twitter üyeliği bulunan ünlülerden birinin yazmış olduğu halk tabiri ile alabildiğine mal bir yazıyı keşfeden afacan arkadaşlarımız da bu yazıyı "retweet etmek" sureti ile paylaşıyor. Bir anda bu mal yazı 10-15 kişi tarafından paylaşılabiliyor. Bu paylaşım sonrasında ise alıyor beni bir merak. Normalde ne yazmış olduğu pek ilgimi çekmeyecek bu ünlü kişisi o bomba cümlesinin akabinde membaya insek kimbilir daha ne bombalar gizliyordur gibi bir düşünceye yenilmeme neden oluyor ve giriyorum sayfaya. Peki ne görüyorum ? 33 bin takipçisi var. Allah gani gani versin burada konu takipçiden ziyade beyin loblarıma meksika dalgası yaptıran aşağıdaki şu 3 soru :
1) Sokağa çıkıp 100 kişiye sorsam 80'i "Magazin mi ? Yok ya ben hiç izlemiyorum öyle şeyler, hel Neşınıl Cografik felan.." diyecekken her saniye ne yaptığını yazan bu ünlüyü takip eden -hadi 3 bini dalga geçmek için takip ediyor olsun- 30 bin kişi nereden geldi ?
2) Böylesine mal bir cümleyi yazan kişinin 33 bin takipçisi varsa ünlüler mi mal ünsüzler mi ?
3) Eğer 1 mal ünlüye 33 bin mal ünsüz düşüyor ise bu olay tüm felaket senaryolarından daha korkunç değil mi ülke geleceği için?
Bi' de son olarak Haluk Levent "Her şey Yalan Olsa Bile En Güzel Aşk Zor Olandır" deyince apaçi oluyor ama twitter'da birisi "O Kadını hiç sevmedin aslında sadece ruhun için bir battaniyeydi " havalı oluyor, Haluk Levent'in şarkı sözüne apaçi diyen güruh o sözün allanmış pullanmış halini ayakta alkışlıyor ya... İşte bu nüanslar insanlığa olan saygımı tüketiyor pehlivan.
Tüm bunları gördükten sonra en çok da neye pişman oluyorum biliyor musun ?
Florida'daki yazlığı her yağmurda taşan Timsahlı Dere'nin yakınında olduğu için kelepir fiyata elden çıkarmak yerine bir kış mevsimini orada geçirseydim de göz göre göre timsahların saldırısına kurban mı edeydim kendimi diye düşünmeye başlıyorum, en çok bu düşünce üzüyor beni.
* Dikkat ettin mi bilmem, bu yazıda doğru düzgün bişey anlatmadım. Keşke başlığın üstündeki o yıldızı görür görmez yazının en altına gelip bu açıklamayı okusaydın.

4 yorumcu...sevsinler sizi.:
Acıkcası denemedım ama macit / kevser ismi hayatta aklıma gelmez.
Test sonuçlarına hayatta olmayanlar dahil.
Yine döktürmüşsün bro. Twitter olayı bence dizi izleme olayı gibi. Ben pek takılmadım ama çok kısa süre içersinde sırtımı döndüm kendisine. Sırtını dönmek isteyen kitleler var ama "bir sonraki bölümde ne olacak acaba?" tribi bıraktırmıyor sanki..
Evet. Burada yeni derneğimin reklamını yapıyorum aslında: Twikuyebihaybaşder.
Yani; Twitter'dan Kurtulma ve Yeni Bir Hayata Başlama Derneği
Üyeliklerimiz başlamıştır..
Mogadişu'da bulunduğum bir iş seyahati sırasında (Sipariş üzerine mancınık yapıyoruz)bir şubenize rastlamıştım ve o günden beri izliyorum. Oldukça pozitif işlere imza atacağa benziyorsunuz.
Kesin konuşmuyorum, benziyorsunuz dedim.
Cumhurbaşkanı bile yaldır yaldır twitter'a giriyorsa oturup 5 dakika düşünmek lazım. Ekseriyetle deniyor ki : Oğlum hiç mi işi gücü yok bu insanların ?
Hadi diyelim bu insanların yok. Cumhurbaşkanı'nın da mı yok? Dünya kadar işi var. Demek ki bu artık zaman meselesi değil.
Bu arada aklıma gelmişken şunu da belirteyim bir diğer eleştiri "Ünlüler de herşeyi yazıyolar ya tuvalete gitseler yazacaklar nerdeyse"
Bakın buna katılmıyorum. Birincisi ünlüler kesinlikle kakasını yaptığında bunu twitter'da paylaşmalı. Çünkü kakasını yapan insan mutlu insandır. Kakasını yapıp mutluluğunu paylaşan ünlü kişinin 30 bin takipçisinden bu ünlüyü rol model belirlemiş olan hiç yoksa 15 bin kişi olduğunu düşünün, bu insanlar da "Hmmm... Cankut kakasını yapıyor. Ben de bir deniyeyim" diyecek ve helada alacak soluğu. Ve böyle böyle derken ferah bireyden yola çıkılan hareket nihayetinde toplum ferahlayacak. Tüy gibi hafifleyecek. Tabi bu süreçte vidanjörlere ve kanalizasyonlarımıza büyük görev düşüyor. Eğer doğru planlama yapılabilirse Türkiye'yi daha rahatlamış günler bekliyor.
Yorum Gönder