19 Ekim 2010 Salı

Biz Heybeli'de her gece, kontrolden çıkardık.

Son dönemlerde buraya yazdıklarımın iyiden iyiye siyaset ve gündem üzerine yoğunlaştığım yazılar olduğunu fark ettim. Kadın-erkek ilişkilerine dair bir saptama, başımdan geçen komik bir olay, bir pastoral şiir... Bunların hiç biri yok. Ve yine fark ettim ki yıllardır yadırgayan gözlerle izlediğim Güneri Civaoğlu 'na dönüşüyorum günden güne. Her fırsatta sıcak gündeme dair derin analizler, Ankara Kulislerinde yaşanan hareketli saatlere yönelik yorumlar ve kritik tahminler yapıyorum. Tıpkı haftasonları bambaşka biri olan Güneri Dayı gibi ben de aynı yazıyı yazarken bu derin analizlerden bir paragraf sonra bir anda Boğaz Köprüsü manzaralı bir yalıda Popçu Bengü'yle oturup ona ""Korkundan ağladım" benim en sevdiğim şarkın, rica etsem onu seslendirebilir misin?" diyerek bir anda kafalardaki o "Kesin kahvaltıda mısır gevreğine viski döküp yiyordur" imajımı yine kendi ellerimle sarsıyorum. Bu iç bunalımlarımın yanı sıra bir de benim dışımda gelişen olaylara karşı sorumlu ve aydın bir kimse olarak verdiğim tepkiler var.
Fakat insanın kederi yalçın dağlardan daha ulu hale geldikten sonra tepki gösterse, sabahlara kadar küfür etse ne faydası var.
Gerçeklerle yüzleşmek gerek. Ben bu yüzleşmeyi gerçekleştirdim ve artık kesin olarak anladım ki Türkiye'yi değiştirme idealim deveye pandik attırmaktan daha zor.
Herkes "aklın yolu bir" dese de aslında aklın yolu yok dostlar. Aklın yolu bir olsa geçtiğimiz günlerde şu duyumu almazdık: Facebook kapatılabilir.
Baştan 3-5 kendini bilmez çapulcunun asparagasıdır dedim fakat gün ilerledikçe gördüm ki bu iddia iyiden iyiye kuvvetli bir hal aldı. Her geçen saat dozu artarak gelen haberler ("Facebook için tehlike sürüyor", "Farmville'de komşu daveti yollamak için kritik saatlere girildi", "Sevdiklerinizin en maymun fotoğraflarını yükleyip onları son kez tag'leyin") bendeki gerilimin tavan yapmasına neden oldu.
İşletme mezunu adamım. Altın bileziğimi koluma bu alanda takmışım. Az çok ekonomik konjonktüre göre hareket ederim. Bu durumda da mevzuya erken uyanıp bir koşu döviz bürosuna gittim. Dolar 1.42'ye düştü demesin mi? "Peki ya Borsa?" dedim. "Hiç sormayın rekor düşüş yaşanıyor" dedi gişedeki kız. Bozdurmak için gittiğim 300,000 $'ı koyduğum bond çantam elimde, üzgün bir şekilde kahveye uğradım halkın nabzını tutmak için. Moraller bozuktu. Üzerinde 2000 tane çay bardağı izi çıkmış Fotomaç gazetesi bir masanın üzerinde sahipsiz duruyordu, okey taşlarının o şen şıkırtılarından eser yoktu, batak oynayanların masaya zalimce vurduğu iskambil kağıtları ise kahvenin duvarındaki rafta boynu bükük bu hüzünşinas ortamı izliyordu sanki...
"Selamın Aleyküm ağalar" dedim ve ortaya toplanan ahalinin sohbetine ortak oldum. Gençten bir üniversite öğrencisi çıkıp "Çok pişmanım, geçenlerde kızlara şov yapmak için 'Feysbuk da iyice amele yuvası oldu ya' dedim ve hesabımı kapattırdım ama şimdi düşünüyorum da o giderse ne yaparım" diyerek dizini dövdü, biraz sonra söze karışan bir diğer genç ise "Daha yeni 580 tane resim yüklediydim. Düğün ve balayı resimleri, 6 saat sürmüştü... Allah vere de kapanmaya." derken göz yaşlarına engel olamadı. Derken kahvenin müdavimlerince çok sevilen 82 yaşındaki Hacı Bekir Emmi boğazını temizledi ve buruşuk dudaklarından şu kelimeler döküldü: "Daha bu sabah bizim Salman'ın damadı iki köpeğin komik videosunu paylaşmış ben de onu izliyorum, tevekkeli herhal' içime kötü bir his doğduydu, gülemedim. Bir huzuruzluk olduydu demek ki nedeni buymuş." dedi. Kahvede oturanlar hep birlikte Hacı Bekir Emmi'yi teselli ederken bir yandan da onun bu içine doğan olaydan dolayı ermiş bir kişi olduğunu dile getiriyorlardı. Derken içeriye berberin çırağı minik Danyal girdi ve küçük çocuğun çığlığı kahvedeki uğultuyu bir bıçak gibi keserek yüreğimize su serpen haberi verdi: Yok, yok kapanmıyormuş şimdilik vazgeçmişler.
Allah'ıma bin şükürler olsun ki bunlar birer spekülasyondan öteye geçmemişti. Peki ya bu spekülasyonun ardında bıraktığı izler?
Gerek ekonomi, gerekse sosyal yaşam bu duyum sonrası fazlasıyla yara almıştı. Çünkü kapatılan YouTube ve porno siteler için b hatta c, d, e ve f planları olan halkımızın Facebook konusunda herhangi bir alternatif çalışması yok. Bu durum önce para piyasalarına ve manitacılık piyasalarına olumsuz etki yaparken kısa sürede dalgalar halinde yayıldı ve 8-10 saatliğine de olsa bir korku toplumu oluşturdu.
İşte bu süreç sonrası anladım ki artık yöneticilerden akıllanmalarını beklemek pek de akıl karı bir iş değil. Sanki Türkiye'nin iyiliğini değil, kaosa sürüklenmesini istiyorlar. Açıklanan son verilere göre %12 işsizlik var, işte çalışanların ise %57'si dravdan 8 saat çalışıyor şekli yapıp aslında toplasan 2-3 saat çalışıyor ve geri kalan zamanlarda bu paylaşım sitelerine yöneliyor. Ve bu %57'nin %83'ü bu süreyi Facebook'ta arkadaşlarının fotoğraflarını "severek" ya da güzel çıktıklarını söyleyerek, statülerine yorum yaparak ya da gerekli gereksiz bütün videoları izleyerek geçiriyor. Hadi oldu da Facebook kapatıldı, video izleyenler akşamları ATV ana haberi izler ve komik video izleme gereksinimlerini karşılar onları geçelim. Peki ya video paylaşmaktan sapkınca zevk alanlar?
(Hepsini geçtim bu ülke bir dönem İsmail Yk'nın Facebook şarkısıyla moral bulmadı mı? Coşmadı mı? Hoplamadı mı? Zıplamadı mı? Dans etmedi mi? Tüm bu soruların cevaplarının evet olduğunu bildiğiniz halde hala nedir bu "Facebook kapanabilir" ortamını oluşturmaktaki amacınız? Bu halk artık rant kavgalarının merkezinde yer almaktan yorgun düştü.)
Yöneticilerin bu veri ve olası karşılaşılacak sorunları göz önünde bulundurarak daha duyarlı olmalarını, vizyon sahibi bireyler olarak hareket etmelerini bekledim. Ancak gün itibariyle anladım ki Türkiye'deki bir yöneticiden vizyon sahibi olmasını beklemektense Godo'yu beklemek daha iyimser bir davranış.
Vizyon eksikliği demişken bir diğer örnek de "Değişim" ideasıyla siyasi varlığını sürdüren Saadet Partisi'ne katılan gremi ödüllü sanatçı Björk, Saadet Partisi ex-lideri Numan Kurtulmuş ile gövde gösterisi yaptığı bir kurultayda yeni yazdığı seçim şarkısını seslendiriyor olabilirdi.[Yeni dedim ama eski bir eserini değiştirerek yazdığı demek daha doğru olur]
Mamafih söylediğimiz gibi o artık eş başkan değil ex-başkan. Tamam ben bir zamanlar "Müjdeler olsun... Müjdeler olsun... Refaaaah geliyooooor" seçim şarkısını da 90'lık kasede çekip walkmen'imde günlerce dinlemiş biriyim ama o yaptığım o günün şartlarına göre değerlendirilmek gerekir.

*
Sıradaki konuya girmeden önce müsadenizle bir uzunhava okumak istiyorum çünkü dediğim gibi bugün kederim yalçın dağlardan daha ulu...
.
.
.
Oooof ... of of of...
.
.
.

TİNKİİİİİİ VİNKİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ ...
DİPSİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ ...
LALAAAAAAAAAAAAAAAAAA ...
POOOOOOOOOOOOO ...
TELETABİİİİİİİİİİİİİS ....
TELETABİİİİİİİİİİİİİS ...
.
.
.
Oh. Bir nebze daha iyi hissediyorum şimdi kendimi. Bu uzunhava iyi geldi ve madem biraz toparlayabildim kendimi, lafı daha fazla uzatmadan diğer sıkıntıma neden olan, aşağıda resimdeki kişiden bahsedeyim sizlere.
Çok değil 10 gün önce tanıştım Geert Wilders'le. Okuduğum haberde ondan şöyle bahsediliyordu: "İslam karşıtı görüşleriyle dikkat çeken Hollandalı aşırı sağcı lider Geert Wilders..."
Daha fazlasını okuyamadım çünkü gözlerim 110 kilometre/saat hızı ile Wilders'in saçları ve "Aşırı sağcı" sıfatı arasında gidip gelmeye başlamıştı.
Aşırı sağ deyince benim aklıma Radikal İslamcılar, hardkor milliyetçiler FELAN geliyordu. Bu adam da nesiydi böyle? Sanki bırak aşırı sağı, parti lideri değildi de Heri Potır'dan bir karakterdi. Sanki Drako Malfoy'un dayısıydı.(Pezzzzzevenk!)
Eğer serbestlik kavramı bir eşek ile sembolize edilseydi. Bu sembol eşeğin, yine kendisi kadar sembolik olan vajinasına hortumla tazzikli su tutan bir güruh olacaktı aziz Hollanda halkı. Artık bundan şüphem yok. Bugüne kadar onlara hep anlayışla yaklaştım. Gün oldu marihuana konusundaki "Ver gelsin! Döndür! Döndür! Döndür!" mottosuyla yaşamalarını "Genç insanlardır, kanları kaynıyor tabi ki yapacaklar" diyerek savundum, yeri geldi eşcinsel dostlarımızı kah Amsterdam kah Eindhoven Belediye'sinin verdiği yetkiye dayanarak koca-koca ilan ediyor olmalarını Dünya'nın geri kalanının büyük bir kısmının aksine "Önemli olan insanların birbirini sevmesi" kafasında olduğumdan kelli hem hoşgörüyle karşıladım hem de destekledim. Hepsinden öte "6 milyon nüfusu olan bir ülkeyiz ama 1,5 milyonumuz futbolcu olsun" gibi denyoca bir devlet politikası izlediler ama bu sefer de "İt kopuk olacaklarına sporcu olsunlar tabi bak ne güzel" dedim ama artık yeter. Bu manzara karşısında sessiz kalamam. Aşırı sağ partli lideri Geert Wilders'in saçları son nokta oldu. Tamam, siyasette değişimin yararlı olabileceğini savundum ama antenliğin de lüzumu yok. Saygı sevgi çerçevesinde olmalı bu değişim.(Tıpkı evlilik gibi. Saygı olmazsa sevgi de olmaz.)
Yanlış anlaşılmasın! Süpriz isimler sağ kesime yakın olabilir. Bunu garip karşılamam. Zira böyle şeyleri geçmişte de gördük.
Top Gun filmiyle genç kızların sevgilisi olan minik Tom Cruise'un bir dönem için milli selamet gömleğini giydiği günler hala akıllarda.
Cruise daha sonraki yıllarda internette tesadüfen karşılaştığı bir Necmettin Erbakan resminden etkilenerek bu filmde oynamayı kabul ettiğini açıklamıştı.

Netice itibariyle diyeceğim o ki Geert Wilders denen adamda o saçlar varken bırak İslam karşıtlığı, Hristiyanlık karşıtlığı, kapuska karşıtlığını savunsa gene de onun saflarında yer alamam. Herkes haddini bilsin. David Lynch politikaya giriyor mu? Girmez! Neden? Çünkü adam biliyor ki o saçlarla kuntik film yönetmeni olmaktan başka çaresi yok. 85 yaşına da gelse sürreal film çekmekten geri durmayacak.
Ben politikaya giriyor muyum? Girmem! Neden? Çünkü bilirim ki benim saçlarımla ancak ofiste çalışan adam olur.
Bak mesela David Lynch ya da Geert Wilders'den manav da olmaz.(Benden olur.) Olmaz arkadaşım! "Şekilcilik" şuç gibi algılandığından bu hallere geldik. Umuyorum ilerleyen günlerde bu anlayışın cezası olan bu gibi zibiliklerle tekrar karşılaşmayız. Zira mohawk saçlı başbakan hepimizin kıyameti olur. (Hele ki saç modeli yüzünden Taxi Driver tribine girip Ulusa seslenişte kameraya bakarak 7 kere "Bana mı dedin?" derse taramalı tüfekle vururum kendimi)


Rumuz: HercaiMenekse_22_F

6 yorumcu...sevsinler sizi.:

missy dedi ki...

süpersin:)
saygı ve sevgiyle

1dekorasyon dedi ki...

paylaşım için teşekkürler.

cornelius dedi ki...

@missy "Super Sin" en sevdiğim tv'de ilk kez filmlerinden biri.

@1dekorasyon "Hizmet" parolasıyla yola çıkmış biriyim.
Önemli olan sevgiyi paylaşmak. Görüş ve önerilerini cansizmankenvahekilicaslan@dekorasyontutkunuyuz.biz adresine atacağın mail'lerle belirtebilirsin.

KabaKulak dedi ki...

feysbuk kapancakmış lan :((:( :'( yani o kadar laftan şunu çıkarsam ne sağlam söverdin dimi seni gidi senii.

cornelius dedi ki...

Nihayet şu yazıda ne anlatmak istediğimi anlamış birisi çıktı karşıma. Şükürler olsun.
Bu sözün üzerine de Hakan ve Gökhan Şükür'lü şaka yapanın Allah cezasını verecektir o yüzden herkes akıllı olsun.

Adsız dedi ki...

Yazar cok tesekkurler...

Selamlar Burcu