27 Ocak 2011 Perşembe

Şimdi eşim dostum beni uzun don giydim sanıyor... Jartiyer giydim... Hiç kimse bilmiyor.

Not: İlk olarak "Şimdi eşim dostum beni Kars'tayım sanıyor... Mars'tayım hiç kimse bilmiyor." olarak atmıştım başlığı fakat bu daha önce söylenmiş. Haliyle, B planımı uygulamak durumunda kaldım.

Buradan ayrı kaldığım zaman zarfında kendi geliştirdiğim bir diyet metodu sayesinde kısa sürede 17 kilo vermeyi başarmakla meşguldum. Seda Sayan yılda 85 kere "Hanımlar müjde! Artık kilo vermek çok kolay!" sloganlı VTR'yi yayınladığı için ilk başta insanlar benim formülüme de kolpa gözüyle bakıyor ama unutmayın ki benim böyle izlenme kaygılarım yok. En basit anlatımla:
Kahvaltıya oturduğumda önüme bir tabak kapuska koyuyordum. 4-5 dakika o kapuskayla kesiştikten sonra iştahım koşarak kaçıyordu ve ben de masadan kalkıyordum. Evden çıkmadan önce küçük bir kaseye kapuska koyup streç filmle kapatıp onu yanıma alıyor, acıktıkça da o kapuskaya bakıyordum. Bir yerden döner kokusu mu geldi? Canım lahmacun mu istedi? Babam bu kadar güzel pasta yapmayı nereden öğrendi? Hemen montumun cebinden çıkarmadan kapuska dolu küçük kaseye bakıyordum gizli gizli. Tek sıkıntım bu diyeti bir daha asla yapmayacak olmamdı. Çünkü lanet olasıca bir düşünce şeklinde sevdalıydım. Bu düşünce beni kendisine öylesine hapsetmişti ki ona olan aşkım dağlarda geziyordu. Evet, tahmin etmesi zor değil. Antin Yunan Filozoflarından Heraklitos'un bir sözü aslında saplantılı olduğum bu düşünceyi izah ediyor:
Aranızda Heraklitos kelimesini görünce "AAA!!! Çitos'un hamsilisi çıkmış" diye düşünecek ya da "Her Hakkı Saklıdır"ın Yunanca karşılığı olduğunu sanacak kadar andavallı birinin olması ihtimal çok düşük ama ben gene de işimi şansa bırakmadım ve üstadın resmini yukarı kodum.
Kısacası Heraklitos Dayı sürekli değişime inanıyor. Yani diyor ki " 'Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir' sözünün kendisidir çünkü daha antik çağdayız, ona rağmen ben bu cümleyi 50 kişiden duydum, lanet olsun böyle insanlığa da felsefeye de...".
Peki buna karşın resmini araştırma gereği görmediğim bir diğer antik çağ filozofu, yani Mikrokozmoz ne demişti?
"Değişim yalnızca gelecekle ilişkilidir. Geçmişte yaşananlar bizlerle yaşamaya mahkumdur."
Keşke Mikrokozmos yaşasaydı da onu karşımıza alıp "BÜYÜK LAF ETTİN BE ANTEN! BİZİM HİÇ AKLIMIZA GELMEMİŞTİ... Hemen git Tivitıra yaz bunu..." diyebilseydik. (Yoksa yaşlı kadınlar birine "Gebermiyesice" derken böyle hesaplar mı yapıyor?)
Yazarın Notu: "Bu ne gavur merakıdır arkadaş" çıkışını yapan koçyiğitler de bu ülkenin yetiştirdiği çağdaş ozanlardan Burak Kut'un, Heraklitos'un bu söylemini çağdaş döneme taşıdığı "Yaşandı Bitti, Saygısızca" adlı güzellemesini referans alabilirler. Benzer kafalar...
*
Fakat gel gelelim Muhteşem Yüzyıl'ın aldığı 70 binden fazla şikayet ve Rtük uyarısı gösterdi ki hepimizin bildiği fakat ilk olarak Mikrokozmoz söylediği için ona mal edilen bu gerçeği yani geçmişin değiştirilemeyeceğini kabul edemiyoruz. Beni asıl darlayan konu ise bu şikayetlere, uyarı değil. Kabullenemediğim durum katrilyonluk dizi yapanların, reytinglerde zirveye oynayanların basit bir katakulliyle olayları kendi lehine çevirememiş olmaları.
The Tudors S02E04 - Aman Sabahlar Olmasın

Bir İngiliz Tarih Profesörüne rüşvet vermek ve o profesöre "Duyduğuma göre Türkiye'de Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatını anlatan dizi uyarı almış. O kadar büyütmeyin çünkü Henry Tudor imparatorluğu yönettiği dönemde 30 bin kadınla beraber oldu." benzeri bir açıklama yaptırtmak çok da zor olmasa gerek. Bu ortamı sağladığı anda otoritenin zayıf noktalarından olan "bizim padişah sizin padişahı döver" refleksi devreye gireceği için Show Tv devlet teşvikli soft porno yayını yapan ilk kanal olma ünvanını kazanacaktı.
Sonrasında bazı fanatik tarihçilerin "Dizi eksik bilgi veriyor, haremde 83 bin kadın vardı" gibi açıklamaları(Harem değil Nou Camp), "1 yılda 30 bin kadın değil mi? Çünkü bizde öyleydi" gibi fütursuz meydan okumaları da işin yeşilliği olurdu.
Kendi adıma tarihe olan saygım azalmıyor böyle diziler yüzünden. Bilakis sevgim kor alevlerle harlanıyor. Zira her daim zihnimi kurcalayan bir soru var ki Osmanlı Tarihine olan sevgimi arttırmıştır:
200 yıl sonra tarih kitaplarında 1990 ve sonrasını nasıl anlatacaklar?
Düşün ki yıl 2250. Yer Türkiye. Ve öyle uçan arabalar, matrix'teki gibi beyine bilgi yüklemeler FELAN bırak onları hiç bi' yeni nane yok. Her şey aynı. Cumhuriyet Tarihi diye de yeni bi' ders koydu Milli Eğitim.... NE ANLATACAK O DERS KİTABI?
"1996 yılında dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in yaptığı bir anlaşmayla Türkiye gümrük birli... Bu çok tatsız bir konu. Bundan bahsetmesek olmaz mı? Dur ben sana 2003'de Eurovision'u kazandıydık onu anlatayım."

BÖYLE TARİH KİTABI MI OLUR?
Fakat vaziyet öyle gösteriyor ki olabilir. Bu tehlike kapımızda.(240 yıl dediğin ne ki göz açıp kap...) Tarih kitabını basanlar ne yapsın? "2004 yılında benzine 15 kere zam geldi"den başka ne var ki adamın elinde? O yüzden Osmanlı Tarihi'nin değerini iyi bilin. Sürekli bir savaş, aksiyon, kelleler havada uçuşuyor, devletler birbirine gider yapıyor, yok efendim isyan çıkıyor, anlaşmalar yapılıyor, hiç bi' şey olmasa en durağan zamanlarda bile sırf iç işlerine karışalım sonra da mevzu çıksın zihniyetiyle kurulmuş bir Eflak-Boğdan devleti var kenarda. Kaldı ki bunun saray entirikası var, taht kavgaları var. Geyiğin boynuzu uzuyor da uzuyor. Peki geçen yılı anlatmaya kalksalar bir tarih kitabında ne yazacaklar?
"Fakat domatese ne biçim zam geldi ya öyle."...
Tekerrürden bile ibaret değil. Düpedüz kepazelik.
Başka Osmanlı yok. Bırakın da keyfini çıkaralım.
*
Burada sık sık dile getiriyorum ama bir kez daha söyliyeyim: Zengin değilim ama hep zengin olacağım günün hayaliyle yaşıyorum ve tabi ki bu konuda tedbirli davranıyorum. Zengin olursam sıra dışı hareketler yapıyor gibi, aklımı oynatmış gibi gözükmemek için dikkatlice takip ediyorum zenginleri. Bırak zenginleri Dolgun Maaş+Prim+Yol+SSK+Yemek Fişi toplamı kadar geliri olanları da takip ediyorum.(Çünkü ansızın trilyoner olacağıma dair inancım daha az ikinci saydığım özelliklere sahip kişilere kıyasla.(Yine de inancım var aniden trilyoner olacağıma ama daha düşük.)) Daha ziyade doğal olarak zengin erkekleri takip ediyorum ve ünlü ya da ünsüz bir çoğunun yaptığı bir açıklama dikkatimi çekiyor:
"Hayatım boyunca para karşılığında hiç seks yapmadım." ya da "Seks için para vermem".

Ne güzel... Spor arabayı aldın, en son çıkan telefonu aldın, üstüne başına kamyon damperiyle para harcayıp kıyafet aldın... E ebenin götü... Sekse de para verirsen zaten senden büyük gerizekalı yok bu alemde. Bu sahip oldukların yüzünden biriyle yatacak milyon tane kız var. Kaldı ki bu saydıklarıma verdiği parayla 4 kişilik Kamerun'lu bir ailenin 17 yıllık mutfak masrafına denk.(+/- 1 yıl oynayabilir.)
Hani evsiz biri gelse... Önündeki "Çok Açım" yazan kartonun arkasına "Seks için para vermem" yazsa ve bilsem ki doğru söylüyor, saatlerce alkışlarım onu ama çok canı sıkılsa helikopter alacak parası olan adam bana "Seks için para vermem." türevi açıklama yapmasın.
*
Aşığınım zengin olamasam da... Aşığınım sodexho fişi alamasam da... Desem de bir yandan mevcut iş yerinden ayrılıp başka bir yerlere zıplama amaçlı iş görüşmelerim sürüyor. Bunların sonuncusu da ismini vermek istemediğim ama isminin baş harfleri çok sevdiğim bir sanatçının soyadıyla aynı olan bir bankanın mülakatıydı.(O sanatçının da ismini vermek istemiyorum ama derinlemesine düşünenler hemen kim olduğunu anlayabilir.)
Sınava girdim. Önce bir genel yetenek testine tabi tutuldum. 3 soru. Daha önce de bu genel yetenek testleriyle ilgili görüşlerimi belirtmiştim neyse ki işverenler sözlerimi dikkate almış ve bu genel yetenek testinde "1-1-2-3-5-8-? dizisinde ? yerine hangi sayı gelmelidir?" gibi sorulardan vazgeçmişler.(Düşünme hiç... 13 gelecek, Fibonacchi dizilimi.)
İlk aşamada adaylardan dişlerini kullanmadan çok küçük bir aralığı olan 20 adet antep fıstığını açmaları, sınavın ikinci kısmında Prodigy'nin bir şarkısıyla(Smack My Bitch Up) dans etmeleri ve son olarak da Feysbuktan paylaştıkları en komik 3 videoyu anlatmaları istendi. Daha sonra da gavurca sınavı yapıldı ve adaylara "Orta Çağ'ın Karanlık Yüzü; Engizisyon Mahkemeleri" konusundan 4 soru soruldu. Şansımın da yardımıyla bu zorlu sınavı geçtim ve mülakata çağrıldım. Mülakat gittiğimde zerre tedirginliğim yoktu. Çok rahattım. O kadar rahattım ki kendimi evimde gibi hissediyordum. Mülakat için çağrıldığımda bir tüy gibi hafiftim. Ta ki karşıma oturan 4 kişiden masa başında oturan yöneticiyi görene kadar..
Tam olarak böyle bir kombinasyondu. Madmen'deki başrol adam ve benim ASİL PİÇ olarak adlandırdığım fakat bir çok insana göre Haski gibi komik bir isimle çağrılan köpeklerin karışımı biri vardı karşımda. Özellikle de renkli gözleri çok keskin ve sert bir ifadeye sahipti. Bir anda gerildim çünkü mülakattaki en karizmatik kişinin ben olmayacağım kısmı planlarımda yoktu.
Derken "Hadi anlat bakalım, hadi hadi durma anlat" diye şarkı söylemeye başladılar. Bu şaka beni bir nebze olsun tekrar rahatlatmıştı. DERKEN TEKRAR O SERT BAKIŞLARI GÖRDÜM. Yeniden gerilmiştim. Sonra birden bir kahkaha tufanı koptu. Meğer mülakatı yapanlardan biri gaz çıkarmış. Bastım kahkahayı. Beynimden yaldır yaldır endorfin salgılanıyordu. FAKAT O DA NE? YİNE KARŞIMDA O DELİCİ BAKIŞLAR. Yine çökmüştüm.
Hoyratça yaşadığım bu duygusal gel-gitler arasında mülakatçı arkadaşlara biraz kendimden bahsettikten sonra soru cevap kısmına geçtik. Tüm sertliğiyle bana şöyle sordu:
-Ekonomiyi ve Finans Dünyasını Takip Eder Misin?
Aklımdan geçen tek cevap "Twitter'dan mı?" gibi gerizekalı ötesi bir cevaptı -ki aynı zamanda da kontra soruydu- fakat bir an için gözlerim görmedi, aklım şaştı ve "Evet takip ederim." dedim. Ve ikinci ölümcül sorusunu sordu:
-Altın fiyatları % olarak ne kadar arttı biliyor musun?
Altın fiyatlarının eşek gibi arttığının bilincindeydim ama tam sayı verecek kadar da net bilgim yoktu. Fütursuzca %30-40 arası dedim.
-Daha fazla arttı ama en azından çok arttığını biliyorsun, dedi.
EN AZINDAN... İşte şifre buydu. Demek istediği şey çok netti: Eğer senden sonraki adaylar senden daha hıyar çıkarsa seni alırız. Ama yok içlerinden sana kıyasla daha bilgili biri çıkarsa da sana bundan sonraki hayatında başarılar dileriz.
-Peki bu artışın nedenleri ne olabilir? Dedi.
Ben de vakt-i zamanında bir yerde okuduğum "Çin altın rezervini arttırmak için piyasada ne var ne yoksa topladı" temalı yazıdan bahsettim. Hafifçe kafasını yana eğdi ve:
-O da sebeblerden biri tabi ki..., Dedi.
O DA SEBEBLERDEN BİRİ TABİ Kİ... İşte bir yeni şifre daha. Yani aslında verdiği mesaj çok açıktı: Ben başka bişey söylemeni bekliyodum ama bu da eh işte... EH YANİ EH! Eğer senden sonraki adaylar bundan daha az hıyar bi' cevaplar verirse seni alırız...
Diye düşünceler aklımda cereyan ediyordu ki söylediğim şeyi onaylayan bir soru sordu ansızın.
-Neden Çin bu kadar çok altın almış olabilir?
İşte bu soru beni benden almıştı. İlk olarak aklıma "1,5 milyar nüfus var, bunlarda düğün bitmez, tabi ki dünyadaki tüm altını bitirmeleri doğal" cevabı geçti fakat bir an göz bebeklerinin içinde çakan şimşekleri gördüm... BU CEVABI VERECEĞİMİ DÜŞÜNEREK TUZAKLI SORU SORMUŞTU. Ben de ekonomik olarak Çin'in neden daha fazla altını elinde tutmak isteyebileceğini izah ettim ona ve tekrar o ölümcül yanıtı verdi: O DA SEBEBLERDEN BİRİ TABİ Kİ...
Asla renk vermiyor, bıraktığım itibarla ilgili zerre ipucu vermiyordu. Adeta "Ya bırak şimdi Çin Min... Bırak şu gavatları ya... Altın da stoklasalar, hepsi yastık altına dolar da istiflese ne değişir.. Adam değil onlar. " desem vereceği cevap belliydi: O DA SEBEBLERDEN BİRİ TABİ Kİ...
Kısacası umutsuz bir mülakattı ve "zenginimsi" olma hayallerim bir başka zamana kaldı.
Yine de durmak yok, mücadeleye devam.
Yaşasın onurlu mücadelem.
Tüm bu anlattıklarımdan tamamen bağımsız olarak sıradaki uzun hava Vatani Görevini halen Teksas 12. Jandarma Sınır Komutanlığında yapan mektup arkadaşım Yuucin Filips için Franz Ferdinand'dan geliyor:
Dis fart iz aud of kontrol... Vi' gona börn dis siti... Börn dis siti.

6 yorumcu...sevsinler sizi.:

çizer dedi ki...

sazan misali soracağım ben ama sahi neden Çin fazla altın tutmak istiyormuş ki?(çok sazan oldu ama takıldı kafama yea)

çizer dedi ki...

uuu birde ilk yorummuşum ben.
double sazan x2

Godsyndrome dedi ki...

Hatırlar mısın yıllar önce ki bi yıl önce de olabilir bu, bi reklam izlemiştin orada fatih terim sana "amansız ol" demişti ve eminim ki sen bunu hiç umursamadın işte hatalar zinciri o gün başladı.Oracıkta hemen benim bir blogum var diyerek şaşırtıcak en az 500 kişi takip ediyor diye afallatıcak ve altın fiyatlarıyla ilgili artışı ben zaten yıllar önce ki bi yıl önce de olabilir kuzenimin düğünüyle ilgili yazdığım yazıda (linki bulamadım/aramadım) öngörmüştüm diyerek tuş edicektin. İşte o zaman o haski şaşkınlıktan van kedisi gibi olacaktı.Ölen köpeği için bahçesinde çukur açarken petrol bulan amerikalı iş adamının serseri oğlunun söylediği çok önemli bir söz var.Çalışmak çalışmak çalışmak işte bu yüzden ilk fırsatta çine gidip gerekli araştırmayı yapacağını hazır gitmişken orjinal çin malı çakma bir gucci takım elbise alıp (mutlaka gri) bundan sonraki mülakatlarda alayına gider yapmanı istiyorum. Muvaffakiyetler diliyorum.

bi dost dedi ki...

sen çok komiksin.

cornelius dedi ki...

@çizer Bir ülke düşün. 1,8 Milyar nüfusu var ve bu nüfusun büyük bir kısmı saati 1 $'dan daha az bir bedelle çalışıyor. Hem kendilerine hem dünya ekonomisine ziyandan başka bi' numaraları yok. Bugün altın toplarlar, yarın ipek böceği, daha sonra bir de bakmışsın ki bütün dünyadaki 8 numara örgü şişlerini topluyor Çin. Güç ve iktidar uğruna atmayacağı takla yoktur bunların. En kısa tarifi bu.

@Godsyndrome
Godzilla, iyi güzel demişsin de Terim'in amansız ol dediği kişi İlker Yasindi. Hatırlarsan Yasin'in bir sözü var:
"Döndürmeyin orada Şevçenko'yu... Aman!... Dakika 32... 2-0"

Amansız ol derken 2-0 oldu diye pes etme diyor. Neden? Çünkü Türk'ün gücü yumurta kapıya sıkışınca devreye giriyor. Geriye düştüğü maçları çevirmesini "destansı zafer", "mucizevi geri dönüş" gibi cümlelerle tanımladılar oysa ki mevzu gayet de genetik. Türk öğrencisi değil mi son gece finallere hazırlanan? Ev hanımı değil mi bütün gün Seda Sayan izleyip son 2 saatte yemek yapan? Götü sıkışmadıkça iş yapan mı var şu ülkede? Fatih diyor ki "Amansız ol"... Bi' kere de aman demeden işe sarıl. Fakat Terim'in daha önemli bir sözü var: "Everything is something happened"
Yani?
"Herşey olacağına varır"
Biraz da kaderci ol diyor. Herşeyi sen belirleyemezsin diyor. Peki akabinde ne diyor?
"One point more"(Son kelime Kuzey Londra Aksanıyla)
Yani?
Hep bir adım ötesini düşün diyor.
Sen hedefi Çin olarak belirliyorsun ama hedefimiz önce Ay'a gitmek olmalı. Ama en nihayetinde "gitmek" olmalı. Zira "Ergenekon'da 83.dalgada Corç Orvel'in kitapları yakıldı" gibi haberler gördükten sonra artık çok geç olabilir gitmek için.

@bi' dost: Bence ben, yorumlara geç cevap yazan biriyim. En belirgin özelliğim bu.

star starcrazy dedi ki...

bin yıldır okumamışım. okudum güldüm. sağol.