29 Mart 2011 Salı

Hay o "Feys" diyen dilleriniz dert görmesin emi.(Niyet ettim, niyet eyledim son anda çelişkili hale gelen beyanatlar vermeye)

Her fırsatta zengin olmak için türlü takla attığımı burada dile getirdim. Envai çeşit yolu denediysem de başarıyı yakalayamadığım için artık son kozumu oynamam gerekiyordu: Ancelina Coli'ye kendimi evlat edindirtmek.
Hemen Sayın Coli'ye isteğimi belirten bir e-mail attım. Elektronik mektubumda öncelikle kendisinin Brad Pitt'in eşi olduğunu ve bu nedenle çok meşgul olduğunu ve hatta ben bu satırları yazdığım sırada muhtemelen seks yapıyor olduğunu tahmin ettiğimi belirttim ve fazla zamanını almayacağımın nazik bir şekilde ama bir o kadar da dev puntolarla yazdıktan sonra mesajımı Bayan Coli'ye yolladım.(Gelişmekte olan ülkelerde bu hitap şekli bir çeşit hakaret sayıldığı için bir sonraki seferde "bayan" dememeye karar verdim.) Daha sonrasında da Saygıdeğer Coli'nin dünyanın çeşitli bölgelerinden evlat edindiği çocuklardan oluşan bir ordu yaratıp sonrasında bu ordu ile dünyayı ele geçirmeye çalıştığını fark ettiğimi anlattım. (Muhtemelen benim de dünya üzerindeki diğer 932482903489203 saf insan gibi onun bu madrabazca hazırlanmış planınından haberi olmayan biri olduğumu düşünüyordu ama bu gerçeği keşfetmiş olduğumu görünce tüm hesapları alt üst olmuş olmalı. Olmalı diyorum. Olmuştur demiyorum. Ben onun yerinde olsam şaşırırdım çünkü... Empati FELAN)
Tek isteğimin bana her ay 2500 $(+KDV) göndermesi olduğunu, bu parayı sağlaması durumunda ilk para transferi elime ulaşır ulaşmaz kendime güdümlü bir bumerang, bir adet ahşap gürz ve ve bir miktar konvansiyonel mınçıka gibi bazı modern savaş silahlarını - ki bu silahlar henüz kimsede yok- geliştireceğimi ve silahların kullanımında ustalaşacağımı okunaksız bir şekilde mail'imde yazdım.(Yazı Tipi: Courier, italik ve kalın, Ebat: 6)
Aradan 37 dakika geçmişti ki Coli Kadının(Bayan yok! Sensin bayan!) yanıtı elektronik posta kutuma geldi. Önerimi son derece olumlu karşıladığını, ayda 2500 $'ın kendisinin başının gözünün sadakası olacağını ancak buna karşın her isteyene ayda 2500 $ verdiği duyulursa kapısında binlerce insanın yatacağını, kapı önünde kalabalık istemediğini, herkesin kapısının önünü süpürse Los Encılıs'ın daha temiz bir yer olacağını ve bu kişi X 2500 $ hesaplaması sonucunda ocağının sönebileceğini, en nihayetinde de bir takım şartları olduğunu, bunlara uymadığım takdirde bu işin yatacağını tüm açık yürekliliği, samimiyeti ve dobralığı ile (Çok insan bilmez, alemlerde Kadırgalı Tifani olarak tanınır kendisi) belirtmişti. (Belki inanmayacaksın bu yazdıkları arasında hiç nokta yoktu. Ben de birebir çeviriyorum. Kimseye yalan borcum yok.)
İlk olarak ismimi, içinde hem X hem de Q geçen bir isim olarak değiştirmeliydim çünkü onlar ünlü ve zengin insanlardı ve kuntik isimli çocuklara sahip olmalıydılar. Hatta sağ olsunlar eğer ben bulamazsam diye bir öneride de bulunmuşlardı: Hindu inanışına göre bahar dallarındaki güneş ışıklarını toprağa savuran 2 başlı meleğin sol kanadı anlamına gelen "Qaxopa".(Bir diğer şartları da ismin mutlaka bir anlamı olması.)
Resim 1.0 "Herşeyin küçüğü güzel" teorisini derinden sarsan kavram: Apaçilik

Açıkçası bu zor bir karardı. Evet isim havalıydı havalı olmasına emme... (Emme deyişimden de anlaşılacağı üzere) Ben bu ismi kaldırabilecek kadar havalı değildim. Ne diyordu şair( aynı zamanda manken/sunucu/oyuncu)?
"Birlikte olduğum erkek girdiğim ortamlarda benitaşıyabilmeli."
Halkımız bu cümleyi okuyunca şairin her girdiği ortamda 2 büyük rakı içtiğini, hafızayı resetlediğini, ayakta duramadığını, böyle nasıl desem... Aşağılık birine dönüştüğünü sanabilir fakat alakası yok. Şair diyor ki bi' ağırlığı olsun, öküzün, hayvanazorun, baltazarın önde geleni olmasın benim sevdiceğim. Şimdi de diyeceksin ki "Hiç kadın şair olmadığına göre bu şair gay."
Ne önemi var? Konumuz bu değil.
Aynen şairin dediği gibi benim de bu ismi taşımam mümkün değildi. Yoksa mümkün müydü?(İçinden "Mümkünlü" içerikli espri yapanlar için tanrıdan dileğim: ANSIZIN ALEV ALARAK FECİ ŞEKİLDE CAN VERİN) Ben zihnimdeki bu tartışmayı henüz sonlandırmamıştım ki Coli Hatun'un ikinci isteği beni daha da zora soktu:
Belirtilen şu ülkelerden birinin pasaportuna sahip olmanız gerekmektedir: Vietnam, Sierra Leone, Laos, Tacikistan, Fiji, Barbados, Gabon.
Kadın gerçekten oyunu kuralına göre oynuyordu. Bu saydığı ülkelerin hiç birinin pasaportu bende yoktu. Evet, bir dönem 3 kafadar(arkadaş dersen aynı havayı yaratmıyor) bir girişimcilik örneği olarak İstanbul'da Fahri Gabon Konsolosluğu açmış ve Gabon'a gidecek insanlara vize hizmeti vererek zengin olmayı düşünmüştük ancak 3. ayın sonunda ofisimize uğrayan sadece 4 kişi olduğu için sabit giderler(Az elektrik yakan ampül kullanmamak büyük bir hataydı) yüzünden batmıştık. Bahsi geçen 4 kişinin adres sormak için uğramış olması da önemli bir etkendi ama elimizden geleni yapmıştık. Son çare olarak konsolosluğumuzun camına "BİTİRİYORUZ", "TASFİYE NEDENİYLE ZARARINA GABON VİZESİ","%90'A VARAN İNDİRİMLERLE GABON VİZESİ" gibi şeyler de yazdık ama yemedi. Ne bereketsiz memleketse bu çırpınışlar da sonuçsuz kaldı, kapadık dükkanı.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi Coli bacının üçüncü ve belki de kapitülasyonlardan bile daha tehlikeli bir hale gelebilecek şartıyla yüzleştim: Kıyafetlerine ve dış görünüşüne tamamen biz karışırız, yanımızda öyle mal gibi gezemezsin. Bir gün çerçevelerinde cam yerine macar salam olan bir gözlük takmamı, bir başka gün ise saçımı kenarlarda kıvırcık saçı olan ama tepesi dökülmüş yaşlı erkek saçı gibi kestirmemi isteyebileceklerini, her an bu gibi durumlara karşı tetikte olmam gerektiğini belirtmişlerdi ve paragraf şu cümleyle bitiyordu:
Çünkü girdiğimiz ortamlarda çocuğumuz bizi taşıyabilmeli.
İşte bu bardağı taşıran son damla oldu. Para için bu kadar da küçülemezdim. Hemen elektronik postanın bir çıktısını alıp yırtıp attım ve 129 desibel gücüyle "Tanrılar çıldırmış olmalı" diye çığlık attım. Fakat hala sinirim geçmemişti. Köfte Dudak Coli'ye bir mail daha attım ve neden doğurmak yerine evlat edinmeyi seçtiğini sordum. O sırada bilgisayar başında olsa gerek 4,5 dakika sonra cevap geldi.
Bakınız, tek bir kelimesine bile dokanmadan Coli Avratın yazdığı cevabı aynen Türkçe olarak yayınlıyorum:

Sayın Selahattin Kokakola*,

Ben neden çocuk doğurmak yerine evlat ediniyorum? Bunu sormuşsunuz. Açıklıyayım. Çocuk nerede yaşıyor? Anne karnında. Peki nasıl besleniyor? Anne karnından kendisine gelen bir kordon vasıtasıyla. Peki şimdi size soruyorum: Ben farz-ı misal yarım ekmek ciğer yedim bi' de ayran içtim. O ciğer ekmek ağzımda bulamaç haline geldi. Ayran o bulamacı ıslattı... Allah günah yazmasın nimete de böyle denmez ama başka tarifi yok... O yediklerim pislik, iğrenç, hani ilkokul çocukları "BÖAK!" der ya, işte öyle bir şey oldu. Sonra ne olacak? Kordondan o bebeğe ciğer-ekmek-ayranlı bulamaç gidecek. Fetüsün seçme şansı da yok. "Allah ne verdiyse" diyecek ve kordondan alacak o besinleri. Bence bu bebeklere, yani insanoğluna yapılan bir saygısızlık. Doktoruma bu konuda danıştım ve sordum: Bütün olarak elma yesem ya da arada Mekdanıldsdan çocuk menü alsam ve hiç çiğnemeden yutsam bu bir çözüm olur mu? Fakat doktorum üzülerek "Ancelina hanım çocukla sizin aranızdaki incecik bir kordon, pimaş boru değil. O darlıkta bir yerden ancak ve ancak iyice çiğnenmiş gıdalar geçer. Onda da hassas olun, lokum FELAN yemeyin yapışır mapışır al başına iş" dedi. Ben insana saygı duyuyorum. Yapamam çocuk. Hem yapılmışları var.

*Camiadan insanlarla yaptığım görüşmelerde daima takma isimler kullanırım.

Daha önce hiç bu kadar sürreal ama bir o kadar da gerçekçi bir açıklamaya şahit olmadım. Bu isteklerden en çok aklıma yatan ve benimsediğim öneri isimle ilgili olandı ama diğer konulardaki pürüzler nedeniyle son zengin olma çabam da başarısızlıkla sonuçlandı. İsimle ilgili olanı garipsemedim zira ben de Ancelina Coli'yle aynı fikirdeyim bu konuda. Hakeza, bugün bir Gywnebişeybişey Paltrow(Ki daha buradan belli çocuğun isminin sıradan olmayacağı) ve Chris Martin çocukları olduğunda ismini ne koyuyor?
Apple. Yani elma.
Ya ne olacaktı ? Stefani mi ?
Yıllardır cemiyet hayatını takip ediyorum. Her hafta Alem dergisi alırım. Bir kez de "İstanbul Jet Sosyetesinin önde gelen isimlerinden Kader ve Vakkas Yılmaz..." gibi bir haber okumadım. Böyle bir şeyi ne cemiyet ne de cemiyet dışındakiler kabul edebilir. Tek tük böyle hatalar yapıldıysa ya da sonradan zengin olma durumları olunca da tıpkı estetik operasyon gibi bu insanlar tabi ki isimlerini değiştiriyorlar. Bu çok bariz. He arada çıkıyor bazı densizler hem zengin oluyor hem de çocuğunun adını Numan koyuyor, Meryem koyuyor ama onlar da 18'i doldurduğu gibi koşuyor mahkemeye hemen oluyor bir Berke, hemen oluyor bir İlayda. Kaldı ki bu bile doğru değil, "hali vakti yerinde" ailelerin evlatları Berke ya da İlayda olabilir ama kelimenin tam anlamıyla hayvan gibi zengin olan ailelerin evlatlarına Besberke, İpilayda... Ne bileyim işte Kıskıvaç ya da Mesmelissa gibi pekiştirmelerle isim vermeli. Umuyorum bu şekilde düşünen tek kişinin ben olmadığıma ilerleyen yıllarda şahit olurum.
*
Ancelina Coli'ye mektup yazmama sebeb olan asıl olay katılım formu doldurduğum Canlı Para'dan aylar geçmesine rağmen ses çıkmaması. Oysa ki başvuru formu sayfası benim için adeta bir rüya gibiydi. "Bu yarışmaya neden katılmak istiyorsunuz?" gibi iş görüşmesi soruları vardı ve ben bu sorulara cevap verirken çizgimi korumayı tercih ettim ama her zaman olduğu gibi "olur da bu blogu okursanız" feryadıyla Canlı Para yarışmasını düzenleyenlere tekrar sesleniyorum:
O yarışmaya katılmak istiyorum çünkü şanslı sayım 1 milyon. Ayrıca özel zevklerim arasında paralarla temas halinde olmak var ve bugüne kadar böyle bir şansım pek olmadı. Ayrıca yarışmacılar kaybettiğinde çaldığınız hüzünlü-piyanolu bir müzik var. Onu internette çok aradım ama mp3'ünü bulamadım ve gelip yerinde dinlemek istiyorum. Rica ediyorum ben para kazansam da o şarkıyı çalın.
(Melodisini anımsayamayanlar için solfeji: Dın dın dın dın dın dın dın dın dın... Dı dı dı... Dın Dın Dın .. Dı Dı Dı... Dı Dı... Dı... Dı.)
Biz size resimdeki ünlülerden hangisi...
*
Gel gelelim her türlü enteresanlık zenginlere mahsus. Bu sadece isimlerle sınırlı değil. Misal geçenlerde birine adres sordum. Verdiği cevap şöyleydi: Sağdan devam et, 400-500 metre ileride tatlı bir rampa var...
Hey Ya Rabbim Ya Resullallah Ya...(Bu tepki aynı zamanda en sevdiğim İslami Hip Hap şarkılarından birinin adı, daha önce de söylemiş olabilirim, monitörünü yeni açanlar için tekrar etmiş olayım.)
Açıklamaya gel hele: Tatlı bir rampa varmış. Böyle deyince tepeden tırnağa inceledim adamı. Baktım ki senin benim gibi fasfakir biri. Dayanamadım ve "Sanırım daha önce o rampayı yaladın" dedim. Bozuldu tabi. Fakat kollarımdaki dev pazuları gördüğü için hamle de yapamadı. Büyük ihtimal hala gözyaşları içinde duvarları yumrukluyordur. Tatlı rampaymış... Yavşak.
Bak misal bir Cem Boyner'e ne bileyim bir Mustafa Koç'a adres sorsam ve onlar da bana "Hani Venedik'te St. Antoninoni kilisesine çıkarken tatlı bir rampa var aynen öyle bir yol göreceksin" dese "Haklısın abi" derim. Evet belki tepkim alakasız olur ama adam zengin. Vardır bi' bildiği.
Ben o adamın Bob Ross kafasında olmadığını da biliyorum. Zaten öyle biri olsaydı "İleride neşeli çalılar göreceksin, onların 400 metre kadar ilerisinde tatlı bir rampa var... Bugün hava ne kadar da güzel, bulutlar nasıl da gülümsüyor öyle değil mi?" derdi. O halde bana adres tarif ederken söz konusu bir rampaysa "Ayı bağırtan yokuşu" demeli insanlar. Çünkü biz birbirimizi biliriz. Hadi onu da geçtim Seda Sayan'ın da dediği gibi "O kendini biliyor". Diyelim ki bahsi geçecek rampa o kadar iddialı değil o halde "tilki inleten" desin, "manda zorlayan" desin... Yaratıcılığını kullansın. Yanlış mı düşünüyorum? Yanlışsam yanlışsın de ama bence böyle ucuz artistliklere lüzum yok.
*
Her zaman olduğu gibi son paragrafı toplumsal bir konuya ayırdım. Ergenekon davasının geldiği nokta, Libya üzerinde oynanan oyunlar, Japonya depreminin etkileri... Şüphesiz ki bunlar da çok önemli konular ama ben bunları sıradan bir Türk vatandaşı olarak sadece kahvede ya da rakı masasında tartışabiliyorum. O yüzden daha yüzeysel ama bir o kadar da gizemli bir başka konuda tüm kamuoyuyla bir görüşümü paylaşmak istiyorum. En iyisi hikayeyi baştan kısaca özetliyeyim.
Ben 15 milyon nufüslu İstanbul'da yaşıyorum. Henüz Ankara, İzmir, Bursa, Adana gibi diğer büyük kentlerimizi bu akım ele geçirdi mi bilmiyorum ama İstanbul büyük bir kumpasın odağında. Sanıyorum Joker zihniyetindeki çılgın bir tekstilci 6,5 milyon kadına bedava tayt dağıttı. Yanlış duymadın, TAYT.
Taytın en belirgin özelliği ne? Giyen insanı sarıp sarmalıyor. Heeeee! Peki tam burada duralım. Ne dedim ben? Hesaplamalarıma göre yaklaşık bir sayı verdim: 6,5 milyon kadın.
5 parmağın 5'i de bir olamazken 6,5 milyon kadından aynı olmalarını beklemek saçma olur. Yanlış anlaşılmasın ben hep aynı şeyi söylüyorum: Kadınlarımız toplumda daha aktif rollerde yer almalı. Hatta geçenlerde bir sosyal paylaşım sitesinde de paylaştım bunu.(Yeni triplerimden biri de televizyon haberlerinde yaptıkları gibi sitenin adını vermeyip sosyal paylaşım sitesi demek.(Sanki 150 tane var)) Şimdi hikaye içinde hikaye olacak ama kısaca onu da anlatayım. Eve yürürken yolumu iki kız kesti. Samimiyetimle söylüyorum ben gerek çok sevdiğim bir yarim olduğundan, gerekse yapım gereği asla hercai bir menekşe olmadım, olmam. Gel gelelim ki yıllarca böyle bir şey olmadığı halde bir anda yolumu iki kız birden kesince ilk anda oldukça şaşırdım. O sırada da kulağımda kulaklık var çok af buyur bangır bangır bağırıyor herifçioğlunun biri. Kızların ne istediğini de anlamadım tabi. Bir yandan da içimden diyorum ki "herhalde berber saçımı çok fiyakalı kesti", "herhalde kirli sakal bana yakıştı", "herhalde bu ceketim yollarıma gül döktürecek kadar klas"... Kafamdan 8000 tane olasılık geçiyor. Biraz daha dikkatlice baktım ki iki kızın da elinde bir bez parçası var. Daha da dikkatlice baktım, tabi daha da dikkatlice bakmak için beze yaklaştığım için bezle bütünleşen tinerin kokusu yaldır yaldır burnumdan girerek beynime hücum etti. Kızlar tinere sağlam asılmış. Olayı yakın bir mesafeden izleyen bir esnafın anlattığına göre 10 saniye sonra kızlardan birine "1 lira versene" demeye başlamışım. Sonrasında da birbirimize 1 lira verip olay yerinden ayrılmışız. Yani diyeceğim o ki kadınlarımız hayatın her alanında aktif olmasını tabi ki destekliyorum ama bu kadarı fazla. Mor çatı kusuruma bakmasın... Kadın kısmısı elinin hamuruyla tiner çekmesin!
Neyse ne diyorduk. Heh... Bu aktiflikten kastım iş hayatına atılmak, girişimci olmak, söz sahibi olmak gibi konulardaydı. Fakat bazı 50 yaş civarı teyzeler bu aktifliği yanlış anlamış olacak ki "Biz hala aktifiz" düşüncesiyle midir artık nedendir bilinmez çaktılar bedava dağıtılan taytı, attılar kendilerini sokaklara. Saatli bomba misali geziyorlar. O taytlar patladı patlayacak ve bırak sahalarımızı, dünya üzerinde görmek istemediğimi görüntüler çıkacak ortaya. Hakeza yaşla da bitmiyor iş. İlaç kullandığı için kilolu olan kızlarımız var, olabilir, ben de ilaç kullandığım için kilo aldım. Rakıyla birayla, fest fudla FELAN alakası yok o yüzden anlayışla karşılıyorum ama bak mesela ben tayt giymiyorum. Olmaz çünkü. Yakışık almaz. Siz de giymeyin. Üstelik belli ki o taytı giymek ayrı dert çıkarmak ayrı dert hatta belki bazılarınız çıkaramıyor ve lazerli ameliyatla kestiriyor taytı. Buna rağmen sokağa bir çıkıyorum 10 kadından 5'i çekmiş taytı, yürüyüşler bile değişmiş, herkeste bir Kara Kuğu tripleri. O kaos tutkunu pezevenk tekstilci yüzünden oldu tüm bunlar biliyorum ama bunu değiştirmek bizim elimizde. www.pantolonlukadin.com adresine girerek lütfen başlattığım bu sosyal sorunsuzluk projemi destekleyin. Şimdiden teşekkürler.

Not: Bir zamanlar aynı evde yaşayan 2 devlet memuruyken "Babanın hayrına şu çatıya çık da anteni dönder hele, Yurosportta maç var birazdan" derdik birbirimize. Sonrasında çatı tepelerinde bir çanağı çevirirken bir diğer çanağı yarma riskinden kurtulduk çünkü Yurosport (Belki Sahra çölünün ortasında televizyona saplanan bir çatalla cam gibi çeken Samanyolu TV kadar olmasa da) standart bir kanal haline geldi ama bu artık maç yayınlamayı bırakmıştı ve yayın hayatını Snukır, Körling, Kay-kay-kay-tüfenkle 5 kere ateş et-kay-kay-kay-tüfenkle 5 kere ateş et gibi değişik sporlara adadı. Biz de gel zaman git zaman bu sporların kurallarını öğrendik. Bir gün olsun Yurosport Çağrı Merkezi'ni arayıp da "Oğlum, kalp spazmına sebep olacak maçlar var Uefa kupası maçı var... Bana ne be Yeni Zellanda- Pakistan Kriket maçından Kitapsızlar!" gibi bir mesaj göndermedik. Yani kabullendik bu durumu. Şimdi de o çanak anteni oynatan adamlardan DNS ayarlarımızı değiştiren adamlara dönüştük. Sanırım bağlatıyı tam kuramayabilirim, vaziyet öyle gösteriyor, ben de fark ettim bunu ama şimdi bu kadar yazdığım şeyi silmek de istemiyorum... Ne zor şeymiş ulan mesaj kaygılı yazı yazmak. Levent Kırca gel kurtar beni...! Neyse dur son bir deneme yapayım:
DNS ayarını değiştirelim, efendime söyliyeyim Tumblr'a geçelim Wordpress'e geçelim FELAN bunlar iş değil. Blogger'ı bulan adam benim babamın oğlu değil(Keşke olaydı da böyle Canlı Para başvuru formuyla helak etmiyeydik kendimizi... Ah baba ah!), Blogger'dan komisyon da almıyorum.(Aslında bu da fena fikir değil. Yazıdan sonra Blogger'a bir mail atayım. Akmasa da damlar.) Ama ben burayı bırakmam aga! Böyle allem kullem işler çevirmekten de sıkıldım. Kendi evime giren hırsız gibi hissediyorum kendimi ve dikkat ediyorum konu kapandı gitti. DNS ayarıyla bloglara girmek sıradan bir eyleme dönüştü. Benim pek çevrem yok(Bakma Ancelina Coli'ye mektup yazdığıma, onlar hep resmi yazışmalar) ama olanlarınız vardır. Biraz hatırım varsa (Ki genellikle olmaz) bu konunun basında yer almasını sağlayın. Sürekli haberler görüyorum "yasak kalkacak" içerikli ama hala durum aynı. Diğer yandan eğer bu yasak kalkarsa diğerleri için de bir ön ayak olur belki. Gecekondu sahipleri haksız olduklarını bilseler dahi kendini dozerin önüne atarken biz kalkıp haksızlığa uğrayan tarafken blogu başka yere taşıyalım, DNS'le girelim gibi şeyleri kabullenirsek yazıklar olsun.
Demek bi' de haklı olduğumuz halde üstümüze dozer gelse...?
Düşünmek bile istemiyorum bunu.

6 yorumcu...sevsinler sizi.:

Jane Jones dedi ki...

yoruldum ama değdi =)

AkiraKurusogan dedi ki...

http://makat.org/

bir kere kur, bir daha DNS ile felan uğraşma.

justine_therese dedi ki...

8 bin kilometre yazmışsın yine. kontrolsüz güç, güç değildir bunu unutma...

godsyndrome dedi ki...

Ah be iyi niyetli arkadaşım ancelinayı hiç tanımamışsın, bu çocukları evlad edinmesinin gerçek sebebini biliyorum ama toplum buna hazır değil o yüzden susuyorum.

esra dedi ki...

okuduça aydınlandım aydınlandıkça duruldum:))allah müstakınızı versin:))bu kadar bilgi yorar insanı.

esra dedi ki...

aman allahım internete çıkmışım çekilin hele şöyle yol verin::)
öpmek için değil osgar ödülüne layık bir blog olduğunu söylemek için ilerledim::))
aksine
insanlığımla gurur duydum niye soğuyayım ki süphannallah::)