Önceki bölümün özeti: Hünkar Beğendi
Hani her fırsatta "Hayat pahalı" diyorum ya... Öğrendim ki yeşil fıstıklı bir tatlı... "Dolama" mı ne diyorlar. Belki daha önce de bahsetmişimdir ama artık bu gerçekle iyice yüzleştim. Mankenlere taş çıkarmaya, o taştan da ekmeğimi çıkarmaya başladığımdan bu yana paraya daha bir başka bakıyorum çünkü. Neyse işte o yeşil fıstıklı tatlının bir tepsisi hayatın kendisinden daha pahalı ki bu da bir tatlının tüm şekerini şerbetini sitecek kadar acı bir gerçek. Herhangi bir tatlının olması gerektiğinden daha fazla değere sahip. Hakkında astronomik rakamların telaffuz edildiği bir cisim bu.
Şimdi sen "Astronomik ne demek?" diyeceksin ya... Onu sen Astronot maaşı olarak düşün. Bugün yeni başlayan, tecrübesiz bir astronot ortalama olarak yılda 1 milyon 750 bin papel kazanıyor. Kaliforniya'nın nezih semtlerinden birinde ara kat, 2+1, kombili bir daire alır, üzerine de en kötü ihtimalle 90 bin kilometrede olan, doktordon, temiz, Şevrole cipi çekersin altına.
2 sene bu maaştan birikim yaptın mı ondan sonra rahat rahat düğününü de yaparsın, evini de düzersin.(Ev düzmek için Büyük Langenşayt İngilizce Sözlük: Deyim. Home Fucking Home)
2 sene bu maaştan birikim yaptın mı ondan sonra rahat rahat düğününü de yaparsın, evini de düzersin.(Ev düzmek için Büyük Langenşayt İngilizce Sözlük: Deyim. Home Fucking Home)
Eh daha ne. Ondan sonra işe git (Uzaya), eve gel.
Neyse yani diyeceğim oydu ki bu dolama çok pahalı bişey, nasıl desem ben dolama yerken kendimi aslında çeyrek altın yiyormuş gibi hissediyorum. Hatta sevdiğim birini kaçırır ve fidye isterlerse ve eğer ki ben telefondaki ses tonundan kaçıranlardan birinin obez olduğunu anlarsam (Telefonda konuşulan kişinin obez olduğunu anlamak için Mayo Klinik; Telefondaki kişi her an ölecekmiş gibi nefes alıyor olması size bu konuda fikir sağlayacaktır (R.I.P. Fikri Sağlar)) ve yüklü miktarda fidye isterse bir bond çanta içerisine para yerine 4 tepsi dolama koyup götürebilirim düşüncesiyle param oldukça 2'şer 3'er dolama biriktirmeye başladım buzdolabında.
Gittiğim düğünlerde gelinliğinin kepaze olmayacağını bilsem boynuna ipe geçirilmiş 5 tane dolama asabilirim bile. Lakin o kadar param yok. Ben de ne yapayım, yaslıyorum Starbucks çikolatalarını damadın ceketine(en az 5 tane). Aşiret düğünlerinde de şeklim oluyor. Bilseler ki o Amerikan Reşat Altını havasındaki nanelerin tanesini 2 liradan, toplamda 10 liraya kapatıyorum, yaşatmazlar beni ama henüz mevzuya uyanan olmadı. Şimdilik her şey yolunda. 
*
Aslında şu resmi yükledikten sonra tekrar düşündüm de... Her şey yolunda değil. Yolunda olmayan şeyler de var. En önemlisi de hala bir "sanatçı fobisi"ne sahip değilim. Bir devlet dairesine işim düştüğünde "Ne iş yapıyorsun?" diye sorduklarında "Reklamcı" diyorum. Hemen şunu düşünüyorlar "Heee bizim yeğen de tabela yapıyor.". Bakışlarından bu cümleyi okuyabiliyorum. "Yok abi dijital" desem, "Led ışıklı tabelalar mı?" diyecek. Bıçaklar çekilecek, silahlar konuşulacak, tatsızlık çıkacak. Susuyorum bir şey söylemiyorum bu sefer de bazısı çıkıp diyor ki "Bir ara senden tabela fiyatı alalım."
Aslında şu resmi yükledikten sonra tekrar düşündüm de... Her şey yolunda değil. Yolunda olmayan şeyler de var. En önemlisi de hala bir "sanatçı fobisi"ne sahip değilim. Bir devlet dairesine işim düştüğünde "Ne iş yapıyorsun?" diye sorduklarında "Reklamcı" diyorum. Hemen şunu düşünüyorlar "Heee bizim yeğen de tabela yapıyor.". Bakışlarından bu cümleyi okuyabiliyorum. "Yok abi dijital" desem, "Led ışıklı tabelalar mı?" diyecek. Bıçaklar çekilecek, silahlar konuşulacak, tatsızlık çıkacak. Susuyorum bir şey söylemiyorum bu sefer de bazısı çıkıp diyor ki "Bir ara senden tabela fiyatı alalım."
Bunu tekrar yaşamamak için bir fobim olduğunu görseler diyecekler ki "Heee bu değişik bi' adam reklam dediği tabela değil televizyon reklamcısı bu". O da değilim ama en azından tabela fiyatı sormazlar. Bu duruma bir çözüm ararken kendime sorduğum "Fobim var mı?" sorusuna yanıt ararken kendimi yeniden tanıdım. Denemediğim şuursuzluk kalmadı mamafih sonuç olarak hobim olmadığını gördüm. Bu durumda son çarem götümden kendime bir fobi uydurmaktı. İlk önce "Mancınık" kelimesini duyduğumda bulunduğum ortamdan koşarak kaçayım diye düşündüm, beni gören desin ki "Oha lan ne kadar değişik bir adam, sanatçı ruhlu resmen, reklamcıdır bu ama imkanı yok tabelacı değildir". Sonra tekrar bir değerlendirme yaptım ve gördüm ki "Mancınık" kelimesi gündelik yaşamda çok fazla karşıma çıkmıyor. Bir insan hayatı boyunca ortalama olarak yalnızca 7 kez mancınık diyor.(Buna çok benzeyen bir küfürü ise yaklaşık olarak 283742893 kullanıyor. Şans.) Sonra aklıma tavuk döner görünce ağlamak geldi ama bu sefer sanatçı değil aç olduğumu düşüneceklerdi. Karşıdan karşıya geçmek için beklerken sarı ışık yandığı sırada "İlvanlım" diye bağırsam... Fazla karmaşık ve her seferinde sarı ışığı yakalamak için tetikte olmak zor olacak... Ve buna benzer 100'lerce senaryo geçti aklımdan ama hala nasıl bir fobim olması gerektiği sonucuna varamadım. Ve ne iş yaptığımı soranlar beni hala tabelacı sanıyor. Yastayım hiç kimse bilmiyor.
*
*
Yeni iş güzergahım ile birlikte metrobüsle ayrı düştüm. Tramvay denen aracı kullanıyorum artık. Tramvay bir garip. Geçenlerde Zeytinburnu'nda inecek iken müthiş diksiyonlu kadın trenin Bağcılar'a doğru devam edeceğini söyledi. Yetmedi, bi' de bunu gavurca söyledi. Ben gerçekçi bir insanoğlu olarak bu anonstan rahatsız oldum zira gereksiz yapılan işler canımı sıkıyor...
İstanbl'un semtlerini bilen var bilmeyen var. "Dear Passangers, the train goes to Bağcılar" cümlesindeki inanılmaz mantık hatasını hep birlikte bulmamız için daha net konuşuyorum ve hepimizin bildiği ilkokul konusu "Kümeler" üzerinden mevzuyu aydınlatıyorum:
İstanbl'un semtlerini bilen var bilmeyen var. "Dear Passangers, the train goes to Bağcılar" cümlesindeki inanılmaz mantık hatasını hep birlikte bulmamız için daha net konuşuyorum ve hepimizin bildiği ilkokul konusu "Kümeler" üzerinden mevzuyu aydınlatıyorum:
*
Son olarak söylemek istediğim bir şey daha var.
Bugüne kadar bir çok sürrealist eser ve eser sahibi ile muhatap oldum. Kah Salvador Dali'nin tablosuna baktım, kah David Lynch'in ya da Luis Bunuel'in filmlerini izledim. Gel gelelim bu isimlerin herhangi bir eserinde pembe bir zürafa Trakya karşılaması oynamıyordu. Peki nerede bu sahne gerçekleşiyor? Pepee.
Bakın istirham ediyorum, hadi ondan anlamıyorsunuz diyelim ki o zaman Yaradan, Muhammed aşkına sesleniyorum. Yerli malının kıymetini bilin. Batı düşkünlüğü ile bu ülkenin evlatlarını dışlamayın. İnsanımız cahil. Bir de siz yarı aydın kitle olarak böyle gafletlere ortak olmayın.
* Yanında çalışan birisi verdi bu bilgiyi. Leydi Gaga bu bilginin dışarı sızdırıldığını duyunca bile oldukça kızıyor ancak bu bir sosyal sorumluluk ve sanatçı duyarlılığı konusu olduğu için bu hayır işinin dile getirilmesinde sakınca görmedim.

Temsili Resim 

Hiç lafı dolandırmadan soruyorum: Garanti Bankası neden reklamlarını
*




Throne'lar Duymasın Hüseyin







