13 Temmuz 2009 Pazartesi

Ben bir garip hello celloyum, lemurumun yok tumanı...*

Kral Tv izleyende bir şarkının "Söz:" kısmısında 2 kişinin adını gördüğüm anda beyin loblarım "bul karayı al parayı"daki iskambil kağıtları tadında hızlı bi' biçimde yer değiştirmeye başlıyor. 2 kişi nasıl şarkı sözü yazar ben bunu İsveç zaman birimlerine göre "sittin" olarak tabir edilen süre boyunca keşfedebilmiş değilim. Biri "Ben 'Özlüyorum sözlerini' olarak başladım, haydi Metin abi sıra sende" diyor da Metin " O zaman 'Öpebilseydim gözlerini' ulan." diye kontraya mı çıkışıyor ? Ben Metin'i ve karşısındaki adamı biraz tanıyorsam (Ki 11 saniye önce onları ben uydurduğuma göre onları benden iyi kimse tanıyamaz) bu adamlar zincirleme yanlış anlaşılmalardan yola çıkarak birbirlerine ilgi duyup, şarkının nakarat kısmında öpüşmeye başlar ve halıya düşerek şarkıyı yazmayı bırakır.

Diğer yandan iyi ki şarkı sözü yazarı değilim çünkü bu tip bi' "Gel beraber bir şarkı yazalım dillere pelesenk ola" isteği karşısında göz öpmekten ziyade "Yemeğime döktüm porçözlerini" gibi sözler yazmak istediğimden Metin haybeye 112'yi kitlerdi zehirlenme vakası var paniğiyle. Saftır, kekodur ama iyi insandır Metin. Onu da öyle idare ediyorum.

*

Hani eskiden bi' program vardı "Çocuktan al haberi" adında. 5-6 yaşlarında çocukların kendilerine sorulan soruları bilip bilemediğini tahmin etme üzerine kurulu bi' yarışmaydı. "İrem... Zigon nedir?" derlerdi garibim de ya alakasız yerden yardırır -Tabi yine de çocuk olduğu için sonsuz kredisi vardı ve izleyiciler salya akıtarak "Ayyyy çok tatlı" diye izlerdi- ya da zigonun tarihçesinden dem vurur çenelerin kelleden bağımsız hareket etmesine sebebiyet verirdi, son sözler ise : Beh beh beh zamane vele... (Düştü çene) olurdu. Şimdilerde ise bunun kazma sapından hallice genç kızlar ile yapıldığı versiyonu "Ah be güzelim" adındaki yarışmaya denk gelmeni ve niyagara şelalesinde duş almış etkisini yaşamanı istiyorum. (Sırf bunu söylediğinde "Aynısı bana oldu" diyebilmek için.) Benim kafam pek bu katakulli işlerine basmaz o yüzden mevzu kurmaca mı sahi mi bilmem (Daha doğrusu öyle de mal insanların varlığına inancım sonsuzdur. En nihayetinde 70 milyon insan var hepsi mi dahi bunların ? İllaki aşırı doz mal olanlarımızda olucaktır. Mukadderat kanka, elden bişey gelmez. Üzülme hiç.) fakat kurmacaysa kadınları ayrı bi' aşağılama, hakikiyse bambaşka bi' aşağılanma söz konusu. O İrem büyümüş ve fakat bırak Zigon'u 4 işlemi bilmiyor. 5 tanesi 5 kuruştan 5 yumurta kaç liradır gibi bi' soru sırasında televizyonu sessize alırsan kızın binom açılımı yaptığını ya da yumurtanın logoritmasını aldığını düşünmen mümkün. Programa yakın dostum Stefın Havking'le tavla oynarken denk geldim ve Stefın hemen kızcağızın OKEK'in tersi olan KEKO'sunu alınca limitin sonsuza kadar gidebildiğini görüp kendini sandalyesinden yere attı ve düşünce gücüyle kontrol ettiği bilgisayarının ekranında "I'm Crying" yazdı... Yapmayın gençler böyle programlar ! Üzmeyin Stefınımı.
*
1 aylık periyod itibariyle tersine evrimi yaşadıktan ve maymuna doğru dönüş yaptıktan sonra , maymundan insana doğru olan süreci nasıl reddetmemi beklersin benden ey İslami kesim ? (Yazın defterlerinize, bunu sınavda sorarım : "İslami kesim" dendiğinde berbere giden birinin "Kelleme takke yerleşecek kadar kısalt, sakalıma dokunma." dediğini düşünen bi' tek ben miyim değil miyim?) İslami kesimden anlayışlı olmasını beklediğim gibi bilim adamlarından da artık her sene çıkan yeni hastalık karşısında "Ama virüs bu, sonsuz mutasyona uğrayabilir, normal yani sürekli yeni hastalıklarla karşılaşmamız" savunmasını yapmamalarını bekliyorum. Yıllardır yedi bizi bu virüs'ün "Tanrım beni baştan yarat" tutkusu. Virüsün DNA'sızlığından önce utanmazlığını dile getirsin Bilim Adamları.
Nasıl olsa DNA yok, habire vur gözüne mutasyonun ondan sonra yaslı gittim şen geldim aç koynunu ben geldim arsızlığında gel böğrüme yerleş domuz gribi olarak. "Kaşlarım arasına maganda kurşunu değdi"den ne farkı var senin yaptığının ? Bi' sabah uyanıyorsun ve görmediğin hırt bi' canlı yüzünden Kırım-Kongo kanamalı ateşi adındaki Deyvid Linç filmi şuursuzluğunda bi' ismi sahip olan bu hastalığa yakalanıp ölüyorsun. Ayıptır. Yazıktır. Günahtır. Egzetra... Bi' kerede hayrına bi' mutasyon geçir soysuz varlık. Ne biliyim yerleştiğin bünyede kabızlığa çare ol, saç dökülmesine son ver, ne bu ya hep piçlik peşindesin...
[(Şu anda çok sinirliyim, maymundan daha da geriye gidip tek hücreli canlı haline dönüp seni bulup ağzını burnunu 500 parça puzzle haline getirmemek için zor tutuyorum kendimi.) x ("Bilgisayara girer onu çökertir, insana girer (girmek derken?) onu öldürür. Gözle görülmez, elle tutulmaz, Şeytan bunun neresinde ?" - 9.Hint Cumhurbaşkanı Govinda Jaya Jaya)] = ?
*

Ben bu sosyetenin, cemiyetin, camianın artık kim var kim yoksa hakkını ödeyemem çünkü hayatıma bambaşka renkler(Çivit mavisi?) katıyorlar. Şimdi de plajda loca kiralıyolarmış eşşek yüküyle (Hatta bu yük iddialara göre Bremen Mızıkacılarında sırtında hayvanat bahçesi taşıyan eşşeğin(seviyorum iki ş'yle yazmayı, evet.) yüküne tekabül etmekte.) para verip. Evde bi' odanın 4 köşesine tahta çakıp etrafına cibinlik çekmeyi ve sonra evcil robotum Asimo'ya garson kostümü giydirip kendime içki servisi yaptırmayı ("Ben bi' Bladi Meri alıyım" cümlesine bile çalışmıştım aynaya bakarak) düşündüm baştan sonra dedim ki ulan kimi kandırıyoruz ? 10 sene evel hayasızca (Hayalarınız yokmuş gibi) şezlonglara yayılanlarda bizim insanımızdı.(Ahah... Seviyorum bu politik zırvayı ; "Bizim İnsanımız") Kısa bi' durum değerlendirmesi yaptım : Magazinden kaçıyorum deseler malın 4 tarafı açıkta onu geçsin direk. Statü yapıyorum, yeter ki şeklim yürüsün baboli dese o işten de ben anlamıyorum. Sonuç olarak bu tayfandan kimseyle bir ortak noktada buluşamıyoruz yıllardır. Ne güneşte durmamışta Zonguldak kömür ocaklarında svaroski taşlı mayokinisiyle 5 saat kazma sallamış gibi kapkara olan ikoncanı anlıyor beni ne de gecelerin hızlı playboyları.... Kaderin böylesine kazıklar olduğunu, şaşıranın sen mi yoksa ben mi olduğunu bilemedim.
*
ABBA elemanları, gelin şu konuda anlaşalım : Funny, funny, funny, must be money, In Cem Yılmaz's World. Bizde olduğunda cilvesiz ve öz manasında "nanay"da oluyor. Tecrübeyle sabitlenmiş masa ayakları kadar kendinden emin söylüyorum bunu. (Cem Yılmaz'a beni güldüren herkes gibi sevgim büyüktür ama onu ayrı bi' platformda tartışırız.) /(Beni güldüren lerden birinin* yeri ayrı diğerlerinden tabi)

*

Levent'ten Taksim'e kadar yürüdüğüm için bana deli gözüyle bakan insanların sayısı son verilere göre 33'e yükseldi. Oysaki yürümek çok başka bi' aksiyon. Hem insanlardan uzak hem de onlarla iç içesin (Artislik sanatçı açıklamaları volüm 46 (Kısıyım mı biraz?)). Taksim'den de dolmuşla Bakırköy'e gelip ordan da eve yürüdüğümü söylediğimde babam "Keşke dekatlona harcayaydın enerjini" demiş olsa da ben aslında enerjimi yürürken gördüklerime harcıyorum. Şişli'de yürürken iki tane adamın yolun ortasında durup "Hay Fayf" ("Çak moruk" olarak da bilinir) yapması ve bunu en son ilkokul 5'te yaptığım aklıma düşende, zihnimde aç ayılar oynar, yadıma sen düşende... Dön geri (Allah kimseye geri vites yaptırmasın.) : "Çak ne lan ? Çak mı kaldı bu devirde ? Millet artık yumruk çarpıştırıyor zenci misali siz hala kocaman adamlar çak mak.. 1993'de dondurulup bugün tekrar çözüldünüz mü nedir ulan ?" gibi sorular bir alıyor beni haydaaa bi' bakıyorum Harbiye'ye gelmişim bile. Harbiye'den Taksim'e devam ederken önümden yürüyen kadın ve karşıdan gelen kadınların onu kesişini gördüm. Hep gördüğüm manzara ama bıkmadan izlerim. Kadın 500 metre mesafede yanından geçen kadınlardan trafo patlatıcak ayardaki negatif elektriği aldı ki onu elektriğiyle başbaşa bıraktım ve geçiyorum karşıya Taksim'e vardım. (Ondan sonra "Ah Çarliz Teron Vah Çarliz Teron...Para pul hepsi boş herşeyin başı sağlık bik bik bik...". Kadın gene iyi bile dayandı o kadar kem göze (ki bak şimdi aklıma geldi en son "Tanımlanamayan bir virüs" nedeniyle yoğun bakımda deniyordu. Gene bu. Heryerden bu çıkıyor karşıma.)) Gördün mü yürümek ne kadar eğlenceli ve düşündürücü ?


*İşler bokumtronik pesimist praym... İştah desen o da sıfırın altında. Bu sefer hakikaten sağdan soldan Haydar Baş oldu. (Gel de bi' sonraki seçimde BTP'ye oy verme.)

*


Yazıyı yazmaya başlarken sana 33 güzel 46 vasat 72 kötü haberim vardı. ("Bunları bir torbaya attığımda bir güzel bir kötü haber gelme olasılığı 2 vasat haber gelme olasılığının kaçta kaçının kare kökünün çarpımının sonsuz kere sonsuzunun, ayna ayna ! baraj baraj ! cips kola özel kilit! (5 yaşında velet seçme sınavı ünlemi (soru falan yok ortada dikkat ettiysen, çocuk işte) - 2000)Bunlardan bir tane iyi olanı vererek gidiyorum : Türkiye'nin (ve ortadoğunun desem çok mu iddialı olur araştırmadım ama doğru da olabilir, bu soru işaretiyle yaşa hayatı.) ilk online erkek dergisi Wingman bu ay itibariyle yayında. İlk ay itibariyle fazla katkıda bulunamadım (ki buna bağlı olarak aldığımız hit yüksek oldu sanırım) fakat ikinci ay türlü türlü ihaleyi kitlediler. Gençleri ciğerim kadar sevmesem kabul etmezdim tabi. (Arabaya taş sizin yolunuz baş koydum gençler bu davada beraberiz sizinle.(İş, aş...?)) Bir de weblog nanemiz mevcut dergide. Yazılarının o bölümde yayınlanmasını isteyen 1-99 yaş aralığında olan, kadın ve erkek, genç, yaşlı, küçük, büyük, ihtiyar (gene başladık ne zaman kadın ve erkek kelimelerini kullansam "Mahalle'nin Muhtarları" şarkısını söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Ne biçim bi' refleksse bu artık.) kızlar, delikanlılar, siz sevimli çocuklar, herkes yerini alsın, bizim dizi başlıyor :

Çekinmeden ama formal ve formal olmayan arasında kalmış bir yazı diliyle ("Osman, 2002'deki yazı, diliyle başbaşa geçirmişti." - Orhan Pamuk (Kişiye özel not : Bu cümle içinde kullanma şakası sana enginar* tadı verdi sanıyorum ama "seviyorum ne yapiyim".)) (Da Vinci?) kriz masalarındaki şu arkadaşlarımıza ulaşabilir, hem yazılarını paylaşarak o arkadaşları (tesadüf benle aynı isimde almış mail'i yoksa tanımıyorum kim olduğunu) sevindirik edebilir, paylaşımda bulunabilir, o da yetmezse burdan çağın virüsten sonraki ikinci vebası feysbuk grubuna üye olabilir, fikirlerinizi paylaşabilirsiniz, aslında insan istedikten sonra herşeyi yapabiliyor (Hassk... Haski geçti mi burdan ? Alaska kurdu... mavi gözlü 1,05 boylarında ? Kendime küfür ediceğimi de nerden çıkardın bunu sorucaktım sadece.) :

Cornelius@wingmandergi.com

Weblog@wingmandergi.com

* Hello Cello ne mi ?

* Tuman mı ne ?

* Bu başlık bir şarkı mı ki ?

(Kel değilim ama garibim, ondan modifiye etmek durumunda kaldım şarkıyı.)

06 Temmuz 2009 Pazartesi

Kiribati Köprüsü... Kiribati Köprüsü... Orda başladı bitti İmokidin öyküsü.

Vaftiz oğlum Entıni'nin 18 yaşına geldiğinde yanıma gelip "Baba, ben uçuş mili veren kredi kartı istiyorum." dediği anı unutamam. "Nereye uçacaksın ? Havalara mı ?" şeklindeki Gülben Ergenlikten yeni çıkmış zırvama ise köfte dudaklarını büktüğü anı kafamdan bir türlü silemem. Bu olay zihnime her düştüğünde zeytinyağlı yiyemez olur, basma da fistan giyemez olurum çünkü bir vaftiz babası herşeyi bilmeli iken ben o gün büyük bir hata yapmış ve kendisine şu soruyu sormuştum :

"Mil ne mil ? Mil ne ulan ?" (Aslında 1 milin gayet mantıklı bir sayı olan 1.609344 metreye tekabül ettiğini tahmin etmeliydim.(Ah şu afacan Amerikalılar ve onların haylaz ölçü birimleri.)) Sonrasında en yakın bankaya gittim ve konu hakkında bilgi istedim. Anlatılana göre bize verilen kredi kartıyla kıyafet alınca, elektronik eşyaya koşunca, benzinin gözüne vurunca, sevenler kavuşunca yaşamak daha güzel olacak ve buna bağlı olarak kendileri de bir miktar uçuş milini kartımıza ateşleyecekti. Hadi gönlü olsun dedim ve Entıni'ye bir kart çıkarttım. Entini yedi, içti, gezdi, tozdu... (İlk başlarda bir toz bulutuydu Entıni) Yasladı kredi kartını, yasladı kredi kartını. Sonrasında 3000 mil puan kazandı ve yine yanıma gelerek ben kazandığım mil puanlarıyla Kenya'ya gidip orda bi' jip kiralayıp zürafaların, zebraların arkasından yardırıcam dedi. Kıyamadığım için ilk uzay mekiğiyle Ay'a gittik (Mil puanlarını düşünce stratosfere kadar beleşe geldi yolculuk.) ve orda ağırlık dünyadakinin 6'da 1'i olduğu için kendisine gönül rahatlığıyla bir kafa attım. (Normal şartlarda 2000 Newton/Saniye ile kafa atan biri olduğum ve Entıni 48 kilo olduğundan ötürü bu ay seyahati oldukça elzem bir durumdu.) Ve sonrasında onu karşıma alarak : "Bak, Entıni. Seni öz oğlum gibi severim ve dallamalık yapmanı istemem. Söyle bakalım Kenya'da insanlar su bulamazken, açlıktan ve hastalıktan kırılırken sen banka reklamlarına kanıp orda güzel anlar yaşayabileceğini mi düşündün ? İlla da "Dünya'da iz bırakmak" derdindeysen git Kızılhaç'ta çalışıcağını söyle, uçak biletin benden" dedim. "Haklısın vaftizişko" (Alemlerin en kral tikilerindendir Entıni, hor görme onu.) dedi. Sonrasında tüm bankalara bir mektup yazarak bize harcadıkça mil puanı yerine promil puanı veren bir kart sunmalarını istedim, slogan ve tanıtım resminiz benden dedim fakat cevap alamadım. Oysaki tek istediğim ayda yılda bir Cumhuriyet Meyhane'sine gittiğimde ödemeyi promil puanlarımla yapabilmekti. Niye bilmem ama bankalarla aynı payda buluşamıyoruz. Payı paydasından büyük olan her banka benim baktığım yönün tam zıttını bakıyor. Paramızı emanet ettiğimiz insanlarla başka şekillerde düşünmemiz üzüyor tabi beni.

Al o zaman sana bu banka konusuyla ilgili şaşkınlık uyandıracak bir sezon finali : Efes One Love Festivalindeki kalabalıkla, bir bankanın yaptığı eleman alımı sınavındaki kalabalığın aynı sayıda insanı barındırdığını gördüğümden beridir hayata bakış açım kosinüs 37'ye sabitlendi.

*
"Bu ne şimdi?" dedim. "Fransız balkon" dediler. Fakat ben ortada balkon göremiyordum. Büyük bi' pencere bi' de 44 numara ayak büyüklüğünde bi' çıkıntı vardı ortada. Zaman zaman bakar kör olduğum anlar oluyor fakat bu sefer ki bariz şekilde bir kandırmacaydı. Haliyle acil durum mitingi düzenleyip ulusa seslendim ve onlara :

"Ey benim maho halkım, Fransızın neyinden hayır gördün de balkonundan medet umdun ve bunu trend belledin ? Fransızla sen bir misin ? Onlar su yerine şarap içer, onlar 2 porsiyon kebab yemişte kusmaya meğillenmiş anoreksi manken gibi konuşur, onlar sanat filmi kisvesi altında erotik film çeker, onların devlet başkanı mankenle evlenir... Bizler farklı dünyaların insanlarıyız Fransızlarla... Gel biz gene oldskul balkonlardan şaşmayalım atadan dededen gördüğümüz gibi... Kap bi' 70'lik (Dışarda 70'lik bira söyleyende hep o salak pencere reklamı çağrışıyor zihnime zihnime ve 70'lik ama 60'lık fiyatına diyesim geliyor garsona.) rakı ve gel. "

Dedim. O gece kimse gelmedi. Şaşırdığımı söyleyemem.
*

Tanıdın mı ? ("Tanımamak için neler verirdim" listelerinizi 17 Ağustos Böceğinin vızıltısına kadar müdüriyete faks çekin.) Bazılarınız yukardaki şahısı tanıdı ve ben daha leb demeden kabız demek istediğini anladı fakat bazılarınız ise bahçede Bihter'le sevişirken sobelenmiş Behlül misali içinden "Hassk... Adnan ?" cümlesini içlerinden geçirmişçesine kalakaldı gibime geliyor. O halde hatırlatma : Kendisi "Muzip Muhabir Taner". Peki göze gözüktüğü kişide bir salkım gazap üzümü yemiş etkisi uyandıran bu şahsı neden yıllar sonra karşına getirdim ? Çünkü kendisiyle ilgili çözemediğim ve yardımını istediğim bir durum söz konusu. Çok değil olsun olsun 10 sene önce Acun Ilıcalı ile aynı konumdayken (Plaj gezip, turist kızlar etrafında türlü taklamasyon) bugün Ilıcalı prodüksiyon şirketi sahibi olmuşken Tanero nasıl hala muzip kalıyor bunu merak ediyorum. Şahsen benim umrumda değil 10 sene önce benle aynı noktada olan birinin bugün alıp yürümüş olması ama Taner benim gibi düşünüyor olamaz. Her başarılı komedyenin arkasında bir drama, her dramatik şahsın arkasında ise bir komedi unsuru var ise Taner'in suratını o dev saçlarının içine gömüp koca geceler boyunca ağlamadığını savunan bir teze hangimiz hayır diyebilir ? Kaybedişin bile görkemsiz olsa bile sakın üzülme Taner, hepsi geçicek. Olumlu yanından bakmaya çalış, ben Acun'u da en az senin kadar antipatik buluyorum.

*

Bir dönem Akdeniz'de önemli bir güç olan Cenevizlilerin Alfred Vilyıms tarafından kaleme alınmış ("Kaleme alınmak"... Peheeeey.) olan tarihini okuyorum bu aralar ve en çok şu cümle ilgimi çekti : "20'li yaşlarda bir erkeğin saçının arka kısmı fezaya doğru yönelirken ön kısmı alnına yapışık olması gibi kuntasyo modellerde ise ve bu modelli saçıyla o şahıs gönül rahatlığıyla kendini sokağa atabiliyor ise o kişi %82 ihtimalle bir erkek kaaaföründe çalışmaktadır."
Alfred dostum sen bir dahisin ! Ya da tarih hakikaten söylendiği gibi tekerrürden ibaret. (Teker-ürür kervan yürür ise bambaşka.)

-Kiribati-

Not : Bu imokid nanesine sardırmamdan sıkılmış olabilirsin ama benim nelerden ne kadar ne şekilde sıkıldığımı tahmin edebilir misin ? Hiç sanmıyorum. Peki neşeli değilim Dorian*... Beni bi' süreliğine böyle idare et.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Gözleri aşka gülen taze söğüt dalına yuva yapan mandanın yavrusunu kapan sinek ağır konuştu : manda ve himaye kabul edemem. *

Burnum var. Sendekiyle aynı. Fakat sadece görüntü durumunda.
Geçen bir gün, geçti gitti ama eski defterleri tekrar tekrar açmaya meraklıyım ; Ofise giren çıkan (mı var aslında ofise ne oluyor ki?) herkes öfler pöfler eşliğinde içeri seyirtiyordu ve akabinde şu cümleyle selamlıyordu beni : "Pis bi' koku var ya burda." . Chat dilindeki yazılışı "Hmmmm" şeklinde olan fakat içten içe "Gider misin ?" anlamına gelebilecek geçiştirme sesi çıkartarak onayladım onları. Biraz zaman geçti "Bu ne ya?", "Amaaan ne pis koku", "Açın şu camları çabuk!" gibi tepkiler vermeye başladılar. Bu sefer vurdum gözüne paranoyanın, başladım gizli gizli koltuk altımı koklamaya, saçımı burnuma sokup ondan mı geliyor lan koku diye çok da belli etmeden kendimi yoklamaya çünkü ben koku alamam. Hmkfkkfkfffff yapıyorum burun deliklerim büyüyüp küçülüyor, arada bir yalnız karşısındaki için yeşil yeşil bakıyor bir Türk Sanat Musikisi eserinde de dendiği gibi (Sanki senin hiç sümüğün olmadı benden tiksiniyosun, bırak bu işleri şimdi... Yok lan yok benim hiç sümüğüm olmadı, gülersin diye söyledim onu. Senin olmuştur kesin, pis herif/pasaklı kadın.) fakat koku alamıyorum.... Yıllar önce çektirdiğim bi' röntgen aslında herşeyi izah ediyor:


Zerdüşt Doktor Böyle Buyurdu : Et var burnunda

Sonra birisi dedi ki "Klima'dan geliyor bu koku". O teori söylendikten sonra bi' pundun olsa ve hepsi odadan çıksa koşup gidip klimaya sarılmam ve odaya geri döndüklerinde beni klimayla yakın temas halindeyken "Bebeğim lütfen koku senden gelsin" diyen, klimayla sevişen kişi olarak görüceklerdi. Neyseki kimse odayı terk etmedi ve bir facianın kıyısından döndü şirket. Hakikaten koku sebebi klima çıktı. Filtresi tıkanmış pezzonun. Bu paranoyayı da başarıyla atlattım fakat bu burun işi canımı sıkmaya başladı. Beyin ölümü gerçekleşen köpeğiniz olursa burun nakli için talibim. Beş beş iki yedi dört üç yediden sekreterim Stefani'ye not bırakın o bana blekberimden ulaşır ben biznıs klasta bilet bulduğum Los Encılıs aktarmalı ilk uçağa atlar sizin olduğunuz hastaneye gelirim. (Sürekli isyan halindeyim fakat askerdeyken 200 kişilik koğuşta çevremdeki insanlar biber gazı yemiş militan gibi yerlerde sürünürken ben tüm sakinliğimi koruyan tek kişiydim. Yer yer avantajları da oluyor tabi. Bi' de kulak ve gözüm fazla gelişmiş olabilir bu duruma bağlı olarak.)
*
Çocuklarla aram çok iyi değil. Çocuk sahibi olmaya negatif bakmamın sebebi de "Bu dünyaya çocuk mu getirilir!" "bilinçliliğinden" ziyade ihtimalin %50-50 olması. Oldu da öyle bi' durum oldu, ultrason sonucunu öğrenmeyip gerilimi tavana tırmandırsam bile yine olur da hemşire doğumhaneden dışarı fırlayıp "Nur topu gibi bi' oğlunuz oldu" derse işte o anda kendimi tutamayıp "Hassktiiiir... Oğlan mı oldu !?! Hay ağzına sıçıyım... Sevmem lan ben erkek çocuk. Lan keşke şarkıcı İzel'le evlenseydim kızımız olacaktı o za... Hemşo(eş anlamlı samimiyet sıfatı) hakikaten canımı sıktın... Git çekil terket beni." gibi cümleler kurabilirim. Mevcut Türkiye şartlarında "Kız çocuk çok daha sevimli bi' nane, erkek çocuk dediğin ekseriyetle meymenetsizlik abidesi... Bi' tek Anadolu Sigorta reklamında bi' çocuk vardı sarı kafalı o ibiş güzel bi' çocuktu bak" dediğimde zihinlerde sapık damgası yiyorum. Bu arada çocuklarla ilgili aradan sittin sene geçiyor "Aaah ah ne de çabuk büyüyorlar" diyor ya birisi. İşte o anda isterse çok saygı duyduğum birisi olsun "Bak hemen aşağıya" diyerek masa altında ona yönelttiğim nahı gösteresim geliyor. Çabuk büyüyormuş... Bak ya. 40 yaşına gelip hala çocuk gibi takılanlar var arkadaş. Hangi büyümeden bahsediyosun ? Fakat asıl konu başka. Erkek çocuklarında bi' trip hakim ki bayılıyorum. "Paradoksal Kamillik" adını verdim bu duruma ve sanırım ben ilkokuldayken de böyleydim o yüzden bi' nevi özeleştirisel boyutu da var mevzunun. Temel hatlarıyla şöyle :
Önce çocuğun ağzından sınıfında olan bir kızın ismini zor da olsa öğreniyorum. Sonra imalı şekil hoşlanıyo musun sen bu kızdan ?'a getiriyorum konuşmayı ve yüklendikçe yükleniyorum gözünün yaşını umursamadan. Başlıyor apık sapık "Yaaa iğrenç ! Ne hoşlanması !", "Böaaaak! Zehra mı ? Böaaaaaaaak!" ya da "Kızlarla konuşmam ben" gibi utangaç hallere fakat gözlerinde öyle bi' nefret var ki bunu söylerken çocuğu görsen dersin ki "Alemlerin en büyük gay'i çekirdekten yetişiyor, bu çocuk 10 seneye kalmaz Etiler'de sahneleri gümbür gümbür sallar.". Dur bakalım ! Orda durucaksın ! Ulan kek velet ! Aradan 5-6 sene geçicek o "Böaaak" dediğin Zehra'nın peşinden ayrılmıycaksın. Gün gelicek Zehra dönüp bi' yan gözle sana baksın, bi' gülümsesin diye götün başın patlıycak, gün gelicek Zehra'nın elini tuttun diye bütün gün suratında şapşal bi' gülümsemeyle geziceksin. Şimdi bu inkar da neyin nesi ? Bak kız çocuğunda yok bu tip şeyler. Utanır, konuşmaz en fazla. Böak'mış....Hıyar.... Neyseki iyi niyetli olduğum için beyin gelişimi sürecinde beyindeki "manitacılığı inkar bölgesinin" küçüldüğü sonucuna varmak durumundayım. (Malum beyinde her nanenin bi' bölgesi var bilim adamlarının araştırmalarına göre... Ya da kendilerini baskı altında hissedip sırf çalışıyor gibi gözükmek için götlerinden bölge uyduruyolar. "İskoç Bilimadamları beyinde sadece civcivlere sempati duyan bir bölge daha keşfetti"... Yapmayın bilimadamları... Yapmayın.)
*
Gene geçen gün bi' iş görüşmesine gittim. (Hiç gelecekten bahsettiğim yok farkında mısın?) Senden kurumsal olmasın ama kurumsal bi' yer. Tüm ciddiyetimi göstermek için takım elbisemi çaktım. "Damat aranıyor" ilanına başvururcasına olmasa bile (Zira yıkandığında bile yatışmayan, isyankar saçlara sahibim) ciddi bi' havam vardı. (Animal Collective'in son albümünün kapağı motifinde kravat var evde onu takıp hipnoz edicektim gençleri ama sonra gene mazlum işçi yüreğim el vermedi.) İngilizce testi dediler. Getir dedim. Hatta "Kam on görl !" dedim. "Dım tıs dım tıs dım tıs FAYR ! Dım tıs dım tıs dım tıs NAYT ! Dım tıs dım tıs dım tıs SEEEEKS! " diye dans ettim. Ona rağmen başarılı buldular beni (Yalan söylüyor da olabilirler) akabinde "Genel Yetenek Testi" dedi. "Genel Yetenek Testi" ne lan ? Her seferinde bekliyorum "Sizi içeriye alalım Trapez düzeneğimiz orda." cümlesini fakat getiriyolar karşıma 1,1,2,3,...? ne olmalıdır. Yok efendim boşluktaki şekle ne gelmelidir. "Aopjgapoıgjaoıgjaoeg" harflerinden anlamlı bir kelime oluşturulduğunda bu ne olur... Yeter. Getirin alevli çemberi içinden atlamaya çalışıyım. Şarkı söyliyim, fıkra anlatıyım o olsun genel yetenek testi.
O tip bi' genel yetenek testinde başarısız olmak, Bayburt sokaklarında gezerken zenci bir imokid görmek kadar düşük bi' ihtimal zaten...

- Çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin -
Derken şu cümle geldi sayın bağyandan : "Biz size "x" sürede dönüş yapıcaz.(Şekilde x kaçtır?) Bu süre dahilinde eğer ki başka bir yerden teklif alırsanız lütfen öncelikli olarak bizimle irtibata geçin."
Peheeeey... "Üçüncü ve son test hoş geldin : Blöf testi" ... Direk böyle diyeydin bacım ? İlla aradan belli bi' süre geçtikten sonra arayıp "Bana Koka Kola'dan Ortadoğu sorumlusu olmam için teklif geldi" gibi ölçüsüz senaryolar mı yazıyım ? Çok arada kaldım. Yapabilirim bunu.
Diğer yandan kurumsal demişken kadın erkek eşitliğinin olmadığı bi' yer kurumsal şirketler. Bankalarda da böyle bu durum. Erkek çalışanlara dikkat et. Hepsi kısa saçları, omo reklamından fırlamış gömlekleri ve nasıl nefes aldıklarını bir "misteri" haline dönüştüren kravatlarıyla görev başındayken, kadın çalışanlarda mor renk bluz, evet belki sipor pabuç değil ama 2000 çeşit ayakkabı, saçını özgürce şekillendirme şansı derken bariz şekilde rahatlar. Yalansa yalan de... Öyle değil mi lan Suzın ?

Suzın Boyl Layks Dis

Vay babanın kemiğine sende mi feysbukçu oldun be pehlivan... peh peh peh... kiziroğlu mustafa hey hey heeeeeeeey ?
*

O halde son olarak kısa ve öz "isyan bayrakları" açıp gidiyorum burdan :

- Çarşaf açılımı gibin bizimde artık Msn açılımına ihtiyacımız var. "Ne dinliyorumu göster" yerine duşta ne söylüyorumu göster, Kral Tv'de hangi şarkıya eşlik ediyorumu göster gibi yeni isteklerim var. Zira msn'i bi' açıyorum. Meşgul, meşgul, dışarda, meşgul, hemen dönecek, dışarda, dışarda... Dersin ki Mayrosoft'ta çalışıyorum msn'im açık. Herkes iş güç sahibi. Bana önce kendini göster, sonra dinlediğin şarkıyı tartışırız başka bi' platformda. (Ben meşgulsem bil ki zihnim meşguldur ondan statüm o'dur... Hiç çekinmeden en saçma smaylilerini yollayabilirsin.)

- Özellikle karşıdan karşıya geçerken ya da merdivenleri çıkarken durduktan ya da bi' yandan yürüken sonra dönüp arkasına bakanlar ve arkasına bakarak yürümeye devam edenler... Bu dünyada en çok nefret ettiğim insan topluluğu olma yolunda emin adımlarla ilerliyosunuz. Ey bu tip kişiler : O kafanı aramızdaki mesafe 20 santim kala bana geri dönderdiğinde(döndermek ... o ye!) alnına, alnımı monte edesim geliyor ama "Beni... beni unutma" gibi duygusal bi' şarkıya klip çekme formatında değil. Kellene kelle darbesiyle bir baştan ram saydırma düşüncesiyle yapmak istiyorum bunu. Zaten kaçamadığımız durumlarda benzer darbeleri birbimize vuruyoruz, beyefendi gibi önünüze bakarak yürüyün. Kalbinizi kırmak istemiyorum.

- Evet anlıyorum, tabiki genç insansınız fakat istirham ediyorum görmemişlik yapmayın, manitanızın çükünü çekip koparmayın. Yılışıklığın lüzumu yok. Herşeyin bi' adabı var. Lütfen. Bak lütfen diyorum... Bi' de rica edicem "Aaa erkeğin elleri güzel olmalı", "Kanka kadının cildi yağsız olucak öbür türlü ne o öyle","Ben bi' erkekte önce ayakkabıya bakarım" gibi kuntasyo fetişlerle karşıma gelmeyin. Sanki 70 sene önce fetiş vardı. ("Ben bi' erkekte önce fötr şapkaya bakarım" - 1933) Neyse yeter. Çok fazla memnuniyetsizlikten memnuniyetsiz olmuş şekilde konuştum. Aynada kendimi Engin Ardıç gibi görücem biraz daha devam edersem.

Hadi hoşçakal.

* Hakikaten bişey gelmedi aklıma, çok çaresizdim bu başlık konusunda. Kusuru'ma bakma.

02 Haziran 2009 Salı

Bir avuç Kenya Feridun'u için...

TDK sözlüğüne göre bu kelimenin anlamı "Sık sık eş değiştiren erkek" olarak gözüksede aslında bir diğer manası ile çeşnicibaşı, padişahın yediklerini kontrol eden, onay veren, yedikten ağzından kan kusmayarak ya da yere yatıp titremeye başlamayarak o yemeğin yenebileceğini teyid eden kişi. Bu bağlamda sürekli padişahın zehirleme potansiyeli varken çeşnicibaşının her gün evden çıkmadan önce eşiyle olan potansiyel diyaloğu :

Kadın : Bey, akşama gelirken gaz yağı almayı unutma.

Ç.B. : Bakarız. Kısmet... Hadi hakkını helal et. Ben ölünce 40'ım çıkmadan evlenirsem ahirette iki elim yakanda olur. Çocuğumuz Ömer sana emanet.

Kadın : Tamam bey, biliyorum her gün aynı şeyleri söylüyorsun. Ezberledim artık.

Ç.B. : Bu arada bugün Eflak Boğdan Valisi konuk olacak. Haliyle 39 çeşit yemek olucaktı sarayda. Hepsinden bi' çatal yesem tıkar zaten. Beni akşam yemeğe beklemeyin... Ya da 39 taneden biri illaki zehirli çıkar.... Her halükarda beni yemeğe beklemeyin.

"Bu stresle ömür mü geçer lan ?" Diyebilirsin. Aslında ömür böyle geçiyor. Çeşnicibaşı padişah gıdasından zehirleniyor ve ölüyorsa biz çevremizdeki egodan geberen padişah dölü insanlardan zehirleniyoruz ama ölmüyoruz. Ölmeyen aman sürünen çeşnicibaşı olmak tarif edilemez bi' eziyet. Ve evet Bob Marley ! Biliyorum ! "No Woman No Cry" şarkını kekostar bir yorumla "Kadın yok ağlamak yok" şeklinde algıladıklarında kemiklerin mezarında regi yapıyor ama bende bu kekostarlığı bir adım öteye taşıyıp alnıma 36 puntoyla dövme yaptırmak istediğim cümleyi beyan ediyorum sana, beni affet : "No Human No Cry"
*

Sana şunu açık yüreklilikle belirtmeliyim ki şu hayatta sınırlı çekincem var ("Hoplayıver çekince") ve bunlardan belkide en önemlisi bir hamamböceğine hazırlıksız yakalanmak. Ve Allah kahretmiye ki yaz mevsimi gelince sıklıkla yaşarım bu durumu. Kaldırımda yürürken birden göz göze geliriz onunla. 6 aylık deliğindeki, kovuğundaki ya da artık ne bokumsa ordaki uykusundan yeni uyandığı için gözleri mahmurdur ama enerjisi fuldür Hamamo'nun.(Hem nefret hem samimiyet... Garip bi' ilişkimiz var.) Fıt fıt fıt sesleriyle sağa sola şuursuz deparlar atar ve bende tam aksi yönde hızlı ayak hareketleri yaparım. Bizi dışardan izleyen "Benimle dans eder misin" finalisti bir çift olduğumuzu düşünebilir mamafih ben beynime hücum eden kanın etkisiyle kontrolümü kaybederim. Akabinde kan tekrar ayak tarak kemiklerime sıçrar ve tekmeyi basarım putpereste. Bu yazda bu enstantaneyi sıklıkla yaşamayı umuyor, o mahmur gözlerine kolonya dökmek istiyorum ey hamamböceği. Pislik.

*

"Var mısın yok musun?"'un İtalya versiyonuna Rai 1'da denk geldim. Kutuların ayakkabı kutusundan bozma olduğu henüz dikkatimi çekmişti ki kutu mutu herşeyi unuttum zira yarışmacı adam bi' sayı söyledi. Sonra adam "Ne hissediyosun Vinçenzo abi ?" manasızlığına yeltenmedi bile. Hadi onu geç o kutunun sahibi de "Kesin büyük açarım, vazgeç sen benden." gibi yoktan medyum hallenmelerine de girmedi. Hadi ikisinide siktiret hiçbişey olmasa yarışmacıların tümünün masaları delicesine yumruklayarak 10'dan geriye saymalarını bekledim.... YOK ! Yarışmacı 5 dedi... Çat 5'i açtılar. Acaba ilk kutularda mı böyle diyorum, lan bi' terslik diyorum... YOK ! Adam aç abi 12 diyor çat 12, aç abi 9'u diyor anında görüntü 9'u açıyor kutu sahibi. 10 € çıkıyor hafif bi' sevinç oluyor, 500.000 € çıkıyor "Napalım sağlık olsun" şeklinde kellesini sallıyor 3-4 saniyeliğine ve hiçbişey olmamış gibi yeni kutu açtırıyor yarışmacı. Bizdeki gibi 500.000 milyar çıkınca yaşadığı ev gözlerinin önünde yangında kül olmuş gibi tribe girenlerden, gözleri dolanlardan, yerlere kapaklananlardan eser yok. Haliyle mevzu onlarda mı fazlasıyla hızlandırılmış yoksa bizde mi kağnı sefası tadında, İtalyanlar çok hızlı konuşuyolar diye yarışmayada mı yansıdı onu çözemedim.
*
Bi' önceki yazıda da söyledim. Her naneyi tek cümleyi bağlayanlara bayılıyorum. Örovizyonu da sadece "Komşu ülkeler birbirine puan veriyor ve yarışmanı kaderiyle oynuyorlar." savunmasını duymak için her yıl izleyebilirim. Birinci 380 civarı puan alıyor ve tarihi rekor kırıyor gene aynı cümleyle karşılaşıyorum, biz yarışmaya katılan komşulardan bi' tek Azerbaycan'dan 12 puan alıyoruz geri kalanlar ayıp olmasın diye 2'şer 3'er puan veriyor gene aynı cümle... "A.q. madem öyle bi' komşu dayanışması had safada her sene Avusturya kazansın o zaman ?" Desen laf döner dolaşır gene bu cümleye gelir. (Ki adamlar oylama politik diye yarışmaya katılmıyor o da ayrı konu)

Hayattaki tüm sıçışları yöneltebileceğim bi' bahane cümlesi bulamamanın sıkıntısını yaşıyorum.

*

Eğer ki niyetim toplumda infial yaratmak (?) olsa örgüt kurmakla falan uğraşmaz, onun yerine kurşun geçirmez bi' güneş gözlüğü yaptırtır, en yakın sıtarbaksa gidip oranın en civcivli piyasa saatinde parayla tuttuğum iki kişiye kalaşnikofla gözlerime ateş ettirtir ve sonrasında gözlüklerimi hafif bi' gülümsemeyle çıkarttıktan sonra ordan Bedük dansı yaparak uzaklaşırdım. Sonra varsın şoka bağlı olarak birbirine saldırsın insanlar, kafası karışık onlarca genç sokaklarda kaosa yönelsin...

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Meleeeek ! Uyanırııııım... ve rüyalarımı yaşarım... Sonsuzcaaaaaaa.... Çılgınım Sana ! *

Ev toplanmalarında delikanlı popülasyonu fazlaysa ertesi sabah uyandığımızda anında Feşın Tivi'yi açıyorum.(Self-eziyet) Sonrasında ekrandaki bulundukları apartmanı 9 şiddetinde depreme karşı dayanıklı hale getirebilecek şekilde kiriş olanların yarattığı şok etkisiyle biz insan mıyız ? sorusunu kendimize yöneltip yeni bir Nuri Bilge Ceylan filmi oluyoruz hep birlikte : Feşın Sıkıntısı. Dakikalarca televizyona bakıp hiç konuşmayan insanlara dönüşüyor, bazen birimiz kellesini ellerinin arasına alıp düşüncelere dalıyor, diğerimiz ekrandaki gördüklerine karşılık kısık bir sesle "Peheeeey" diyor ve akabindeki 39 saniye boyunca tek kelime etmiyor ve 39 saniyeden sonrada kumandanın nerde olduğunu soruyor kendi kendine. O sırada bir diğerimiz hıçkırıklara boğularak ağlıyor. Bir diğerimiz "Yeter!" diye bağırıyor. Sen farkında değilsin ama Feşın Tivi nice ocak söndürüyor...
*
Fazıl Say isterse dünyanın en iyi piyanisti olsun, yazdığı "Cumhuriyet elden gidiyor" temalı tartışma yaratan mektupları da bi' kenara koyalım, ben her şekilde onu piyano çalarken ağzını yüzünü envai çeşit yamultarak yaptığı hareketler ve surat ifadesindeki "Ah bebeğim Si bemol'ü ruhumda hissediyorum" şekilli şarlatanlıkları yüzünden sevmiyorum, sevemem.
Zira bugün bir manava gittiğimde ve 2 kilo elma istediğimde, manav elmaları kesekağıdına koyarken yapmacık şekilde yerlerde yuvarlanmaya başlasa "Bi' daha bu ruh hastasından alışveriş yapmam" diyip ilişiğini keserim onunla. Hiç sanmıyorum başka biride bunu çok içten bulup "Üstad büyük manav yahu, meyvayı yaşıyor adeta... O elma duygusunu veriyor insana." gibi bi' düşünceyle o manava hayran kalsın. Sanat sepet olduğunda laf yok, manav olduğunda "vay denyo" dersek yakışık almaz. O yüzden bi' daha kimse bana Fazıl Say'ı savunmasın ve bunu herkes bilsin ki 250 tane Fazıl Say'ı bi' tane beyefendi manava değişmem
*
Şahin araba. Rengi mavi. İçinde 4 tane adam oturuyor. Bunlardan 2'si bıyıklı. Arabanın ön camları hafif açık. Bıyıklı olanlardan biri saat 23.30 olmasına rağmen güneş gözlüğü takmış ve sigara içiyor. Son ses kurtlar vadisi jenerik müziği dinliyorlar... Bu sahneye şahit olduğum sırada eğer görünmez olsaydım sokağın ortasında yere oturup dakikalarca gülebilirdim ama kabak gibi karşılarındaydım. Bu denli tribe girmiş bi' ekip hafif bi' sırıtma halinde bile arabadan inip Uzi'lerle ateş açabilir, el bombasını yerden sektirerek önüme bırakabilirdi. Bu nedenle soğukkanlılığımı korudum. Fakat centilmenlik mi denir müslümanlık mı denir neyse artık evine bıraktığım arkadaşım eşşşek bağyan tutamadı kendini ve güldü. O anda adamlarla kesiştik, hızlı hızlı hesapladım : 4 kişiler, hepsi kendini Memati sanıyor... Ben tek başımayım, arkadaşım çok büyük süpriz olup Kill Bill'deki Uma Thurman gibi biri çıkmazsa çene kemiğimi(zi) elimize tutuşturur bunlar... Bu hesaplamanın ardından başladım sanki fıkra anlatmışımda sonunu tekrar ediyormuş gibi konuşmaya. Arabanın yanından geçerken "Ya işte öyle... Kaplumbağa'da ben zaten vodka içmem ki demiş... çok komik di mi ? " gibi saçma cümleler kurdum ve bir oyunculuk destanı yazarak arabanın yanından geçtim. Ölümden döndüm. Larry David'in "İsviçreliler dövüşmeyi sevmez, başkalarını dövüştürürken kayak yapıp çikolata yerler" sözü belirdi zihnimde ve İsviçreli misin ? Diye sordum. Neler diyorsun yahu yok kamplumbağa yok İsviçre... Mavi Şahin Çetesi seni mallaştırdı diyerek gülmeye devam etti. Sanırım benim özel güçlerimden biri abzürd durumlar karşısında gülmemi kontrol edebilmem. Bu arada Larry David dünyanın en komik adamı olabilir.
*
Samimiyetimle söylüyorum Metriks benden sorulacak olsa aklımı oynatırdım. Bu bağlamda Vaçovski'lerden birinin cinsiyet değiştirdiğiyle ilgili dedikodular ya da hakikaten cinsiyet değiştirmiş olması ihtimali bu kadar büyütülmemeli diye düşünenlerdenim. Hatta ve hatta yarın öbürgün Vaçovski'lerden biri çıkıp, "alnıma japon yapıştırıcısıyla bi' manda gözü iliştirdim", "akşam yemeğinde yarım ekmeğin arasına skoç brayt koyup yedim", "eski bilgisayarımdaki 512 ram en iyi dostumdur, hergün onunla saatlerce konuşurum." ya da buna benzer bize antik kuntik gelen bişeyler söylerse yaptıklarını soğukkanlılıkla karşılamamız gerekir.
*
Farz-ı misal ben Lihtenştayn Prensiyim ve Amerika bize atom bombası atmış olsun. (Ki atarlarsa haritadan siliniyoruz demektir ama bi' şekilde iki oda bi' salon kadar bi' yüz ölçümünde bütün ülke yaşıyoruz diyelim.) Ben o ülkenin dilinin konuşulmasını yasaklarım, o ülkeyle ilgili cümle kuranı Vaduz meydanında sallandırır (Vaduz meydanı mı kaldı arkadaşım ? ATOM bombası yedik diyorum, dikkatli oku) o ülkenin maçıyla aramızda milli maç olursa bunu ölüm kalım mücadelesi ilan ederim, varsın sefillikten kırılalım ama o maçı kazanalım isterim. Hatta ve hatta bırak o ülkeyi, dünyanın geri kalanına küserim lan ağzınızı açıp bişey demediniz diye. Buna karşın bizim Ermeni meselesinde Obama dayı ne diycek diye ağzının içine bakarken öte yanda Japonların kafasına atom bombası yemesi sanki bu olayın Cenırıls oynarken olmuş gibi davranılması, hakikatte öyle bişey yok gibi takılmamız zihinleri allak bullak eden bir çelişki. Japonların sakin tavrı bi' garip, Amerika'nın salağa yatışı ve başka konularda başka ülkeleri şuçlaması desen o da garip, dünyanın geri kalanı apayrı bi' garip zaten.... Bilmiyorum ben ne yaparım bu insanoğluyla. İşim zor...
(Fırsat ayağıma kadar gelmişken "proje" kelimesini kullanmak istiyorum : Lihtenştayn ile ilgili senaryosu üzerinde çalıştığım (Hasss....) bir proje söz konusu. Rabbim Lihtenştayn dediği için o ülkeyi seçtim ve umuyorum ki karşınıza çıkartırız bu önemli eseri yakın zamanda.)
*
Eğer ki bir kazmalığın baş aktörü bensem 75 tane sebeb sayabilir ve en az 20 kadar alternatif senaryo anlatabilirim. Bu yüzden yer yer kendime haksızlık ettiğim oluyor. İstiyorum ki kahve adamı naifliğinde her naneyi tek cümlelik sonuçlara bağlayan biri olayım ama nanay. ( Al bak böyle mesela : "Matbaa 400 yıl geç kalmasaydı, şimdi Avrupa'nın ağzına sıçmıştık". Oh lan ne güzel matbaaymış bütün baltazarlığımızın kaynağı.) Öyle biri olmak için hintli gibin ateşin üstünde yürüyüşe çıkabilirdim ama yaradılış meselesi. Olmuyor, yapamıyorum.
*
Pelin Batu'yu tanıdıkça bir kez daha anladım ki bize kusursuz olarak anlatılan ne varsa aslında öyle değil, Boğaziçi Üniversitesi bile. ("Murat Bardakçı'nın ayar manyağı yaptığı oda" adlı programı Alzaymır olsam gene unutmam. O ne yaman tantanaydı öyle.)
*
Medya mensupları bana yıllardır şu soruyu yöneltir : "Efendim, bu kadar genç görünmeyi nasıl başarıyorsunuz?"
"Olum zaten gencim lan ben, yaşım daha 25, yolun çeyreğindeyim. Hedef 100 yıl yaşamak ki çok da zor değil, ben insan istedikten sonra herşeyi yapabilir diye düşünen biriyim. Yine de çok sıkılırsam 87'de falan ölebilirim." gibi bi' cevap da verebilirim fakat ben paylaşımcı biriyim ay dost, bi' sırrım varsa bu tip konularda hiç böyle apolitik cümlelerle konuyu dağıtıp kendime saklamam o sırrı ve herkes faydalansın isterim, bu kadar kendini övme temelli traş kafi, açıklıyorum :
Her sabah bir dilim kepek ekmeğine L'oreal anti aging kremini sürüp yediğiniz zaman sizde benim gibi genç görünebilirsiniz. Üstelik midenizde 8 yaşında çocuğun midesi gibi kırışıksız kalacak bu yöntemi uyguladığınız takdirde...
(Belki komple yazı belkide yazının çok küçük bi' kısmı olmalı... Ama en nihayetinde zırvalamak zorundayım. Korumaya çalıştığım bi' çizgim var çünkü.)
Dur bi' dur, topluma mesaj vererek bitirmek istedim bu yazıyı :
Kriz bokunu ağzımızda hissettiğimiz şu günlerde (Seviyorum dolaylı anlatımları, direk "kriz ağzımıza sıçtı" deseydim yakışık almazdı..) birbirimize daha anlayışlı davranalım ve tek gecelik ilişkilere açık olalım.
(Hangi toplum olduğunu söylemedim ama ulusa seslenişimin Hollandalılara yönelik olduğunu anlamışsındır.)
* Edit ve Büdüt : Başlığı anlayabilmek için Düm Tek Tek'i dikkatli dinlemen gerekli.

08 Mayıs 2009 Cuma

Mersi Boku

Vinona Raydır blogunda beni "Ayak küçük tırnağınızı söktürtüp yerine hangi değerli taşı taktırtmak isterdiniz" konulu bir yazıda mimlemiş. Bugün bir Vinona Raydır kolay yetişmiyor o yüzden söylediklerine değer veriyorum ve kendisinin "Ben olsam zümrüt tercih ederdim, mamafih, filmlerde çıplak ayaklı sahneler oynamam gerekiyor ve ayağımda küçük ve sevimlide olsa yeşil bir parıltı olması, parmak arası giydiğimde toplumun bazı bağnaz kesimlerince hoş karşılanmayabilir, dahası özel efektli sahnelerde arka fonda döşeli olan yeşil elişi kağıtlarını küçük tırnağımla delmek istemem, zira o kağıtların metresi 500 $. Bu yüzden sadece bir hayal benim için bu" sözlerini de kendisi yakinen tanıdığımdan ve tüm güzelliğine karşın denyoca yaşantısını bildiğimden kelli anlayışla karşıladım fakat ben meşgul biriyim ve Vinona gibi böyle boş beleş lakırdılarla vaktimi ziyan edemem, ben seni buraya daha önemli bir konuyu konuşmak için çağırdım Jozef... Gevşemek için biraz panç alır mıydın ?
*
- Panç Süsü Verilmiş Tamek Kayısı Suyu -
*
Biliyoruz ki Vinona delifişek bir kızcağız... Biliyoruz ki Vinona Niv York'taki Donna Karan Mağazasından elbise hacılamayı deneyecek kadar sergüzeştşinas bir afacan. O yüzden yaptıklarını olgunlukla karşılıyor, hatta zirzopla zirzop olup her karşılaştığımızda kellesini kolumun altına sıkıştırıp elimle onun o kısa saçlarını dağıtıyorum.
*


- Gözüne fener tutulmuş ve çaldıklarını arkasına saklamış
olan hır-kız Winona ve onun kısa saçları -


Fakat bazı bağyanlar var ki onlar için ilk görüşte "Böylesine fütursuz zibidilikleri haketmiyorlar" diyor insan. Fakat onlar ne yapıyor ? Bi' şekilde kendilerini bazı uğurlarda kepaze ederek bu saygıyı baltalıyorlar. Bu saygıyı baltalayan etkenler kah manasız manitaları oluyor, kah para hırsları oluyor, kah yaptıkları yersiz ya da kekocasına işler oluyor, kah "kah kah" şeklindeki iğrenç kahkahası oluyor. Al sana son örnek Burcu Esmersoy. Mavi-Yeşil Reklamında gördüm kendisini. Lifli Püsküü yedikten sonra "Bünyemde artık daha çalışkan oldu" gibi bi' cümle kurdu. Böylesine güzel bir kadının üstü kapalı olarak "Cayır cayır patlatıyorum nevaleyi, gece gündüz bir odunlar atıyorum ki aklın durur" mesajını bana vermesi o kadını benim için bitiriyor. O nazlı çehre, o ceylan gözler, o saçlarına taç yaptığım çiçekler gidiyor gözümün önünden. Mor Çatı bu söylemlerimi okuduğunda "Kadın Erkek boku eşittir" diye beni protesto edebilir. Fakat benim için öyle bişey yok. Ben onun sadece terlediğine kendimi inandırmıştım. Ya da kurabiye canavarı gibi ağzında dikiş vardır "Gnam gnam" sesleri çıkartarak yediği imam bayıldı üstüne başına dökülüyor diye düşünüyordum. Tabiki biliyorum en nihayetinde sindirdiğini ve boşaltım sistemine sahip olduğunu. Fakat olmuyor, olmuyor. Yakışmıyor ona bu eylem. Nasıl denir "Sakil duruyor". "O bluz sana yakışmadı" gibi bi' durum aslında bu. İllaki kabul etmem gerekirse de kendi kendime "Kedi yavrusu gibi sevimlidir heralde onun dışkısı" gibi gerçeği yansıtmadığını bilmeme rağmen kendimi kandırmaya yönelik cümleler geçiriyorum aklımdan.
*

Bi' gözünde canlandır : Ikın, sıkın hareketlerin akabinde dünyanın varlığına inandığını yüksek sesle teyid eden Cizel Bündşen -ya da sana göre insan ötesi güzel olan her kimse o kadın- ve eskilerin tabiriyle "cumburlop" efektiyle birlikte suya düşen...eee...şey...nasıl diyelim ona. şey diyelim şey... suya düşen 2.cemre diyelim.(Elimden geleni yapıyorum sürecin doğallığını kabullenmek için fakat sonuç nay na na oy nanayda oy nanayda, cilveli oy nanayda.)
Hiç oldu mu ? Olmadı fakat gerçeklerden nefret ediyor olsamda onları kabullenmek zorundayım ve bu bağlamda hemen ünlü Polonyalı ressam Artur Krzywctnski'ye telefon açıp (Aslında kolay isim. Günde 2 saat ayna karşısında bu ismi söylemeye çalışırsan 4.ayın sonlarına doğru söylemeye başlıyorsun.) bana güzel bi' kadının kakasını yaparkenki resmini yap ve kargoyla evime yolla dedim. O da bana şu soruyu sordu : "Bi' kadında en son gözlere baktığını duydum, bu doğru mu?"... Bu seviyesizce laf sokan sorusuna cevap vermek istemedim. Öte yandan resim siparişi verdiğim aklıma geliyor, arada kalıyordum. Bi' süre bu kararsızlık nedeniyle onunla hiç konuşmadım ve bu "bi' süre" o kadar uzadı ki asabı bozulan Artur sırf cevabımı duymak için sapıkça sesler çıkartıyor, ahizeye üfül üfül üflüyordu. Sonunda dayanamadım ve "Bi' kadında önce ense traşına bakarım" dedim. Bunu duyunca "Prensipliymişsin delikanlı, senden para almamaya karar verdim" dedi ve hekledi, lan salak mısın heklemiycektin o hekırın işi sen sözlerine son bişey ekliycektin dedim, böyle iğrençleşirsen para konusunu tekrar düşünmek zorunda kalabilirim dedi, hemen sustum sonrasında herkesin güzel bulduğu ama senin sevmediğin bi' kadın varsa onu söyle onun resmini yaparım dedi ve Biyonse isminde karar kıldık.
Sonuç olarak Alişan misali "Kralı gelse alamazlar seni, kralı gelse sevdiğim" denebilecek bir Burcu Esmersoy'u bir gece ansızın harcayabiliyorsam bunun sebebi vücudundaki fazla bakterileri ve zararlı maddeleri ya da en acaip kelimeyi kullanmak gerekirse yediklerinin posasını (eyvah,eyvah) vücudundan kahverengi bir cisime dönüştürerek atması değildir aslında. (kaldı ki bu hepimizin hayatında bir ritüel ) İşte bu noktada yazıdaki tüm karakterler ve olaylar gerçekle ilişiğini kesiyor. (Seni her halinle seviyorum Burcu Esmersoy. Kleopatra çapağını yesin senin.)
Bunun sebebi kişinin bana yaptıklarıyla ya da söyledikleriyle "Sıçmışsın sen" dedirtmesi olabilir ancak.
*
Bugün en sevdiğim pantolonumun rengi kahverengiyse ve bu pantolonu hayattaki sıçışlarıma gönderme olarak giyiyorsam(Her nanede gönderme yapmak tribasyonu) aynı beklentiye çevremdeki insanlarla ilgilide sahibim. Hepimiz zaman zaman hem gerçek hem mecazi manada sıçış yaşıyoruz. Bunun farkındayım. İnsanlar arada birde olsa ellerine Kalaşnikofla ateş etme isteği uyandıran maraş dondurmacısından külahlarını kapıp önlerine koymalı ve 5 dakika düşünmeli. Herşey benden beklenmesin lütfen. Umursamazlığım ve hoşgörüm birleşip alttan alıyorum diye üzerime gelinmesin. Etmesin, yapmasın, olmasın... Ve bunun gibi.
Tam olarak anlatamadım gibi bi' his var içimde. En iyisi dağılalım daha sonra bi' rakı sofrası kurarız ben sana detaylı olarak orada anlatırım bu yazıda ne demek istediğimi.

*** Son Dakika Tıbbi Açılımı : Domuz gribi ve ve domuzların deli gibi ürediği düşünülürse, ("deli gibi üremek" domuzlara mahsus değil ya o da ayrı konu.) domuzları kısırlaştırmak yerine onlara leblebi yedirip kabızlaştırmak, bu bağlamda aç kalmalarını sağlamak, şu bağlamda ölmelerini sağlamak, o bağlamda "Domuz gibidir hiçbişey olmaz ona" kalıbını çürütmek mümkün olabilir. Ayrıca niye lemur gribi yok ? Çünkü beyefendi hayvanlardır lemurlar. Burdan bütün lemur camiasının geçmiş hıdrellezini kutluyorum.

29 Nisan 2009 Çarşamba

"Siz kovmadınız! Ben istifra ediyorum." dedim ve yanlışlıkla söylediğim o "R" harfi yüzünden kusmak zorunda kaldım patronun üzerine *

Olay günü evdeydim ;
23 Nisan sabahı kahvaltı yaparken açık olan televizyonda Toktamış Ateş cumhuriyet kavramı üzerine detaylı biçimde konuşurken açık kalan radyoda ise Demet Akalın sevgilisini koluna takıp, Bebek'te yardırdığından dem vuruyordu. Testere 3'ü izlemiş olmanın verdiği güvenle önce matkaba davranmak geçti aklımdan (Git gide iğrenç bi' blog olmaya başladı burası ve bunu söylerken yazıların içindeki iğrençliği tenzih ederek konuşuyorum.) ama onun yerine gelenekçi yolu seçip bahçe makasıyla kafatasımın bi' kısmını kesip, kestiğim kısımı musluğa tutup ısınan beynimi bi' süreliğine havalandırdım,. Bu esnada içeri toz kaçtığından mı yoksa bu yaman ve eşsiz selebriti detmaç yüzünden mi bilinmez, aklıma yakın zamanda yaşadığım bir olay geldi ve beynim tatlı tatlı kaşınmaya başladı :
Geçenlerde sokaklarda sürttükten sonra eve dönerken geçtiğim üst geçitte önümdeki çifte takıldı gözüm. Kız sürekli çocuğa gülüyor, saçıyla oynuyor, türlü türlü sırnaşmaya imza atıyordu. Çocuğun ise sadece ensesini görüyordum. Derken aklıma başka bişey gelmiş olacak ki dikkatsizce önüme bakmadan yürümeye başladım ve o yanındaki çocuğa türlü kurlar yapan kızın bileğine bastım. Kasıt yok ama kasıt olmasa bile bu hareket dünyanın her yerinde direk kırmızı kart. Hatalı olduğumu 0.4 milisaniyede idrak edip "Pardon, özür dilerim." dedim, fakat o neşe kumkuması, o 500 atlının şen oluşundan daha şen olan, yanındaki çocuğa sözlü olarak "ashhhkkitommmm ... sn yirimmm, hariqasınnnnn :Pp" diyen(evet sözlü olarak "İki noktaaaa büyük Peeee, küçük peeeee!" diyor cümle sonlarında... Öyle bi' yılışık.) kız gitti ve bana bakışlarıyla "GÖTELEEEEEEEK!" diyen bir kız geldi yerine. Nefret akıyordu kızın bakışlarında. Ve daha tehlikelisi yanındaki çocuğa "Hikmet ! Ne bakıyorsun öyle !?!? SALDIRSANA ! BENİM İÇİN DÖVÜŞ ! Narin bileklerim söz konusu!" bakışları attı. Ben delikanlıya bakıp kusura bakmayın, pardon dedim ve kendime engel olamadan içinde bulunduğum durumun kepazeliğinden olsa gerek hafif bi' gülümseme belirdi suratımda. Hikmet'in (adını ben koydum,evet) her an "Yettim Bauuu Yettim Bouuu" dedikten sonra(Kimse hatırlamıyor lan, böyle başlayan bi' şarkı vardı.) bi' kapuera manevrasıyla attığı tekmesinin çenemi sıyırmasını beklerken çocuğunda aynı durumda gülmemek için kendini zor tuttuğunu gördüm. İşte arkadaş budur. Bazı anlar var ki bi' ilişkinin gidişatını olduğu gibi etkileyebiliyor. Ve ben inanıyorum ki bu öyle bi' andı. Belkide ben yanlarından gittikten sonra kız iyice hallendi ve "Hikmet inanamıyorum sana, o aşağılık, pislik, haysiyetsiz çocuk aşil tendonumu yırtacak şekilde bana tekme attı ve sen sadece susup olayları izledin!!! Bu da yetmezmiş gibi bi' de gülüştünüz. Hikmet, ben korumacı ve kollamacı bir erkek görmek istiyorum yanımda.... Hikmet beni sevmiyor musun ? Hikmet ne zaman evlenicez ? Hikmet alışverişe çıkalım çizme almalıyım... Hikmet annemler seninle tanışmak istiyor... Hikmet Hikmet beni sırtında taşı çok yoruldum.... Hikmet, Hikmet, Hikmet................Bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı...." dedi. Lan bırak işte ya. Nedir arkadaş bu heryerden gerginlik kapma çabası. Üstelik benim sayemde ilişkiniz aydınlandı. Benim yanımdaki kızın ayağına dangozun biri bassa önce onun sıfatına bakmak yerine, "İyi misin ? Bişeyin var mı ?" derim. Akabinde karşımdaki "Laaaan önüne baksanıza lan ! Hayvan gibi yolu kaplıyosunuz, ööööh ulan be, kadın kısmına ehliyet verende kabahat !" gibi bişeyler derse sonrasında bende "Ya Allah, Bismillah, Allah'ım kek ver." derim ve uçarım o zat-ı muhtereim üzerine ve kah benden kah ondan çıkacak kemik sesleri günümüze renk katar. (Tabi öyle konuşan bi' adam muhtemelen katil sığır izbandut denen kara canlısıdır ve benim ağzımı burnumu kıracaktır o da bambaşka bir tartışma konusu Sayın Kırca. Ayrıca bi' saniye ! Bi' saniyeee ! Sayın Kırca ! Bi' sorum daha var : Yolda yürüdüğümüz halde "kadına ehliyet verende kabahat diyen" birinin, 3 basamaklı doğal sayıların en büyüğünün değerini alabildiği bir puanlama sisteminde, iQ'su yıldızlı 5 pekiyi değildir de kaçtır ?) Gel gör ki bu çocuk sana bişeyin var mı diye sormak yerine duruma gülmeyi seçti. Bu noktada o kızın annesi, bacısı ya da komşu kızına dönüşüyorum :
Demek ki bu çocuk seninle gönül eğlendiriyordu kızım ! Ama işe başladığımdan beri sakal bırakamıyorum diye sözüm dinlenmez oldu, oysaki ben sana dedim Ayten.(Bileğine bastığım kızında adını böyle belirledim.) Bu Hikmet'ten sana koca olmaz dedim. Hikmet ittir, kopuktur dedim. Sen gene bildiğini okudun.... Ayteeeen, Ayten ! Anten Ayten.....I Ten... Ben 10...Fedon...Felonata kunata kunata torres... Bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı...... Dedim. Şimdi gör ebenin hikmetini tersten.
Öte yandan bu gerginlik yaratma çabasını hakikaten anlamıyorum, yapmam gerekeni yapıp kibar bir şekilde özür diliyorum ve görüyorsun ki kötü niyetli biri değilim. Şovun kime be kadın ? Üstelik en önemli detayı unuttun. Bugüne bugün eğer bir süperkahraman olacaksam tek bir sıfatım olabilir : NURYÜZ !

DI NI NI NINININIIIII.... NININIIIIII NININIIIIII NININIIIIIIIIIIIIII....NI NI NI NI !!! (20.Yüzyıl Tilkisi müziği yaptım sana...)
Tam bir Samanyolu Tivi süperkahraman prodüksiyon ismi, farkındayım ama gerçek bu. Kendini övme bana diyceksin ama sorarım sana bu nasıl bi' kendini övme biçimi olabilir ki ? Sıfata bak... "NURYÜZ"...
Sevgili Ayten ve Hikmet,
Bugün kendime Nuryüz diye sıfat taktıysam bunun sebebi yakaladığım başarılı otostop serisidir. Beni tanıyan nice insan tek kapı Merso Slk'yla İstanbul'a geldiğimi, Passat'la İstanbul'a gelişimi sıradan karşıladığımı, ilk otostop denememde daha elimi bile kaldırmadan su almak için girdiğim benzinlikte tanıştığım adamla beraber döndüğümü, başka otostopçuların minnet duyacağı Kangoo gibi ticari araçlara "Lan sittir git ! " diyerek yerden aldığım taşı attığımı bilir. Üstelik otostop yaparken yanımda Miranda Kerr falan yok öyle bacağını açsın arabalar sıraya dizilsin ya da Karmen Elektrayla beklemiyorum üzerindeki leopar desenli elbiseyle otostop parmağı yerine(baş parmak) orta parmağını kaldırarak otostop çeksin ve kamyon şöferleri üzerine akıttıkları salya yüzünden direksiyon hakimiyetlerini kaybedip şarampole yuvarlasın... Gayet de normal bi' arkadaşımdı beraber beklediğim. Benim yok ben bu hafta burdayım, gelmiyorum dediğim haftalarda otostopla dönmeye kalktıklarında 3 saat bekleyip Ford Transit denkledikleride bi' gerçek. (Hatta ve hatta iyice kendimi över gibi olucak ama olsun lan, bi' konuda da mütevazilik yapmıyorum o halde : Normal şartlarda otostopçu görünce fast & furious'da göremeyeceğin aksiyonlara imza atarak türlü makaslar atan ve en dış şeride ölüm pahasına kaçan bağyan şöferlerden biri, nasıl bi' çılgınlıksa yanaşıp nereye gittiğimizi sorduydu. Bi' ihtimal çantası sırtında İran'a gitmeye çalışan İrlanda'lı bi' turist sanmış olabilir beni tipim gereği.)
Yolda yanıma gelen yaşlı insanlar oluyor "Siz şurada oturmuş muydunuz?","Bilmemkimle tanışıklığınız var mıydı?" diyen. Tabikide tanışmıyoruz fakat benim beyaz sakallı versiyonum geceleri rüyalarına girip onlara yol gösterdiği için tanıdık geliyor simam onlara. Oysaki bana kalsa ben sayısal loto sonucu için dua eden birinin rüyasına girip götümden sayıları atar sonrasında oynadığı kupon tutmayınca "Hay aksakalına köpek sıçsın senin" diye dellenen insanların o kuponu yırtmasını izlerdim.
Evet, kibar biriyim, nuryüzlüyüm fakat karşılaştığım muameleye bak. (Bir hem suçlu hem güçlü hikayesinin daha sonuna yaklaşıyoruz.) Burdan tek bir sonuç çıkıyor : (Ben dedim ama sonuna yaklaşıyoruz diye) Ayten ve Hikmet'in hikayesi bize bi' kez daha gösterdi ki domuz gribi yeni çıkmış olabilir fakat domuz tribi yüzyıllardan beri bi' çok insanın bünyesinde yer almakta. Bilim adamları birazda bunu engellemeye çalışsın artık.

* Bu satırları sana iş yerinden yazıyorum ve o başlığın hiç bi' alakası yok konuyla. O sadece kafamdaki istifa etme planı. Zaten genel olarak bu yazının ve hatta bu blogun hiç bi' alakası yok hayatta karşılaşabileceğin durumlarla... Çünkü öyle seviyorum ben.

21 Nisan 2009 Salı

Tvittıri Mahmutpaşa, Güvercin Dolu Avlular

Kolbastının Abercrombie'den http://tinyurl.com/3248kk daha hızlı şekilde hayatımıza girmesi bi' yana, yılların horonunun ikinci plana atılmasını kınıyorum.
12:58 PM Apr 16th from Yonca Düğün Salonu Dans Pisti
*
X Kişisi Kimya Bölümünden mezun olup iş bulamadığı için çakma parfüm yapmaya karar vermiştir ve 1000 mol Kenzo üretecektir.... Cennete mi gider cehenneme mi ? http://ff.im/2203/peheey
36:42 Parallels Apr 17th from Kemikıls Bitviin As
*
Blog Ödüllerindeki tek amacım Blendaks Blogırı seçilmek.http://ff.im/-2832
23:11 PM Apr 17th from Kırmızı Halı
*
@Tiesto_17_Yozgat Hani bi' şarkı var onu yollasana bana, bak şöyle : Dım tıs dım tıs dım tıs dım tıs Seeeeeks ! Dım tıs dım tıs dım tıs dım tıs dım tıs Faaaayır ! Dım tıs dım tıs dım tıs dım tıs Laaaaav ! Dım tıs dım tıs dım tıs dım tıs Deeeens ! Dım tıs dım tıs dım tıs dım tıs Peeeeşın ! ... Var böyle bi' şarkı biliyorum. 5 milyon civarında, en az aracın değeri kadar musiki tesistaına sahip araba sevdalısı yanılıyor olamaz.
23:59 PM Apr 17th
from Paynır Osman
*
Geçmiş zaman olur ki bana Playstation3 çıktı demiştin de "Eşek yüküyle para arkadaşım o. Sana bana değil elin Japonuna çıktı Playstation3." demiştim. Şimdide "Kanka bahar da geldi be, gevşedi gönül yayları" diyorsun ya işte ona da cevabım ps3 cevabıma paralel. Bahar geldi ama Stefani'ye geldi, Entıni'ye geldi. Bende bahar efekti, bahar sendromu, "Aaah ah adın Bahar'dı." gibi triplerden eser yok. Gayet sakinim. Fakat yılmadım ve erken teşhis hayat kurtarır dedim gittim aşk doktoru Mehmet Coşkundeniz'den randevu aldım http://ff.im/2/73k, en kısa zamanda tedaviye başlıyoruz. Her türlü taktiği alıyorum : Tuna Kiremitçi ile mesajlaşmaya, Cezmi Ersöz ile msn'den yazışmaya devam. Çarls Bukovski'ye de feysbuktan ekleme talebi yolladım ama henüz geri dönmedi. Oldum olası sevmedim pezevengi ama bohemlik prim yapıyor dediler kahvede, eklemeyi yollamış bulundum. Yanlış yaptım, yanlış.
15:24 PM Apr 18th from içsel hesaplaşmalar
*
@Bay Komplo&Klişeler Dünyası Abi onu da geç. Bak mesela Timberland bot... Amerika'da nerde çapulcu tip var ayağında Timberland. Hele Harley Davidson var ya oralarda değeri sıfır. Çiftçiler kullanıyor, hani burda öküz bağlıyor tarla sürerken sabana, orda da Harley Davidson'a saban bağlayıp tarla sürüyorlar arkadaşım. Uyutuluyor bu millet resmen.
03:47 AQ Apr 18th from Kıraathane
*
@Melissa Cnmmmm.. Resmleri gordummmm... :PpP Sende chok datliiii chikmissssiiiinnnn... ;))))) Ama yanında olamadıııım ichin chokkk usulduuuum yaaani. :((((((((((((((((((((( Kib. Bye.
13:11 D&G Apr 19th from Çaklıt
*
@Pelin Cadısın kısımm sennnn !!! :PpP Ösgeyle bulustuk öörendim herseyii ^_^ manyaq ;O
12:43 LV Apr 19th from Midpoint
*

Geleceğe dair emin olduğum pek az şey var, bunlardan biride turşu suyu içenlerin bundan ne keyif aldığını çözmemin imkansız olduğu.
14:30 PM Apr 19th from fütür-suz
*
@Bay Komplo&Klişeler Dünyası Cola Cola konusunda haklısın. Her yıl 5 milyon $ yardım yapıyor İsrail'e, halaaaa Coca Cola içiyor bizim millet. Bak bi' de şu var : Tersten oku Coca Cola'yı...Gördün di mi ? Hadi onu da geçtim geçen Kurtlar Vadisi'nde de anlattı Polat. Hepsi kurgulu abi bunların. Hani bi' önceki mesajda sana "saban" demiştim. Nedim Saban'ı vardı ne oldu ona ? Doktor Stress iken birden Tatlıcı Tombak oldu. Olucak şey mi ya ? Resmen hesaplı kitaplı planlı oyunlar oynanıyor kapalı kapılar ardında. Ergen'e Coke...Daha ne diyim ki ben sana. 1 Numara belli işte. Sahte haham Gülben Ergen. Çocuğun adını Atlas koydu ordanda mı kuramadın bağı ?
14:54 AQ Apr 19th from Kıraathane
*
Apple leptapı küllüm şov için yanında gezdirip Starbucks'ta şekil peşinde koşan gençler. Sizinle deli gibi taşak geçen ben ve benim gibi düşünen küçük bir kitlenin var olduğunu bilin lütfen.
15:33 PM Apr 19th vayrlıssız adam
*
Hadi bi' değişiklik olsun dedim ve ekoseli bi' kazak aldım bundan 2 ay önce kadar. O gece eve geldim, uyudum. Ertesi sabah uyandığımda 60 yaş ve üzerinde ne kadar insan varsa ekoseli kazak giymiş şekilde sokaklardaydı. Vay prostatınıza üfliyim bile diyemedim, Nuri Bilge Ceylan filmi karakteri gibi donakaldım dakikalar boyunca. Trend özürlüyüm.
17:15 PM Apr 19th from Milano Moda Haftası
*
Sağlık bakanlığında neler oluyor ve nasıl bir test süreci oldu bu ürünün ? http://tinyurl.com/d20ze5 Ayrıca sıradan bütün feysbuk ilanlarına tıkladım. Hepsi doğru, 1 saatte üç milyar kazandım, 20 liraya iphone aldım, dökülen saçlarım 3 günde eski haline döndü mucize krem sayesinde. Hayat ne kadar da kolaymış lan.
17:50 PM Apr 19th from dışarda bi' yerde buluşup 2 dk. "geç kalsan" dünya yaygara olur, ironiye gel hele.
*
Ellerimi parmaklarım bitişik şekilde kafamın iki yanına koydum ve türban sahiplerinin yolda yürürken ansızın yol ortasında durduklarını ve hasosundan adam adama markajla delirten şekilde yol kesişlerinin arkasındaki sebebi yakaladım. Zihniyetti, bakış açısıydı onları bi' kenara bırakalım, hakiki manada dar görüyor bu bağyanlar dünyayı. O "kör nokta" diye küçümsediğimiz fakat bizim öyle veya böyle en azından sağdan soldan birilerinin geldiğini görebildiğimiz ve buna bağlı olarak yolun ortasında durmak yerine çekilmemizi sağlayan o noktalar gündelik hayatta bu kadar kritik yer tutsun... Şaşılacak şey.
16:43 PM Apr 20th from bi' anda 139 dereceye düşen görüş açısı, sen nelere kadirsin ?
*
@Nil Karaibrahimgil İstersen beni karşına alıp dünyanın en mantıklı açıklamasını yap, yinede senin Babylon'daki konserinin biletinin 44,5 http://fizy.com/3/11kl , Marnie Stern'in 22,5 yt http://ea3.com/nbk2187 olmasını aklım almayacak. Hele hele yanında 28 ytl'lik konser biletine sahip "Kimsin arkadaşım sen? Kangroove nedir ?" dememe sebeb olacak Bora Uzer'i http://tinyurl.com/37kzz3 getirip onla beraber bu izahatı vermeye kalkarsanız hakikaten kalbinizi kırarım çirkin sözlerimle. Yok işte o dünyayı turluyor biz sadece burdayız falan... Hiç hiç hiiiiç ! Hiçbişey anlatma bana. Ben bi' kere aklım almaz dedim. Sabit fikirliyim. (Zabit? http://ff2.com/38szk)
19:10 PM Apr 20th from gastronomik rakamlar
*
Şaşılacak şey demişken : Dikkat ettiysen hiç parantez içi laf uzatma durumu olmadı yazı boyunca...
10:11 AM Apr 21th from dikkatli izleyiciler yakalamıştır.
*
http://tinyurl.com/3/2/1/0/grsrz
Öte gerçek tivitır insanın kendini evinde hissettiği yer değil midir ? http://bi.bab.ba.lu.la.şi.iz.may.bey.be/sf/index.hetemele

*http://fizzy.com/37220/t / http://twitpic.com/hk399

16 Nisan 2009 Perşembe

Spektaküler Zırva

Hanımlar, eğer yaza fit bi' şekilde girmek istiyorsanız kalemi, kağıdı ve pergelinizi hazırlayın, "piskolojik diyet" adını verdiğim özel metodumu sizlerle paylaşıyorum :
Herhangi bi' fes fud dükkanına gidin :
- Bi' Vupır Menü alabilir miyim ? Kolada soğan olsun lütfen.
Yemeği yedin, eve geldin. Sonrasında eve gelip tartılın ve mevcut ağırlık ve boyunuzu şahsınıza bir özeleştiri tadını veren "-ım" adlı özel ekle birlikte şu şekilde bi' kağıda yazın :
- 73,500 gramım, 16.5 desimetreyim.
Şimdi bana bırak gerisini :
- Üstümdeki elbiseler nerden baksan 1,5 kilo... At onları 72000. Yarım litre kola içtim. Onu işediğim anda 71500.... Vupıra gelince, ben hiç duymadım nal kadar köfteyi terleyerek dışarı atan, yani diyeceğim o ki bi' 3 saat sonra "Sobaya odun bıraksam." diyorum... eeee nasıl desem, "filipırı duvardan zıplatsam" diyorum... "korkuluğu tarlaya diksem" diyorum... Anlamadın ? tamam lan tamam ! "Okkalısından bi' tur sıçsam" diyorum. Oldu mu ? Canavar gibi oldu. Kaldı 70900 gram. İyi gidiyoruz. Hemen ilk uçakla Cleveland'a, bi' liposakşın, maddi durumdan demedim, rüyanda görmüşündür diye, yok gücüm yetmez diyen otursun Nip/Tuck izlesin 3-4 sezon ondan sonra elektrikli süpürge ucuna 9 numara örgü şişi takıp böbrek tarafından girsinler... Ya büyütme gözünde bu olayı, hem bez var böbrek üstünde o korur böbreğini... Diyelim ki ölmedin ve kaldı geriye 64000. (Bi' de içi yağ dolu elektrik süpürgesi var geride kalan.) İnsan tek böbrekle yaşıyor nasıl olsa onu da geçtim şiş soktun az evel o böbreğe bi' hayır da göremezsin. Misal benimkisi taş yaptıydı eğer öyle bi' durumda varsa bi' koşu hem sevaptır hem 4000 gram daha... Bi' nakil operasyonuyla kaldı sana 60000. Artık gramlı konuşup kafa karıştırmaya gerek yok. 73 kilo başladığın bu serüvende artık 60 kilosun.
Bundan sonrası opsiyonel. Dersin ki ben tek böbrekle yaşayan insan tek beyin lobuyla da yaşar diyen biriyim ya da zaten %2'sini kullanıyoruz ne gerek var lan %98'ine hem kafatasım ferahlar diyen biriysen bi' operasyona daha koşup en 55'e maksimum 51'e kadar inerim dersen yolun açık olsun olur sana tepkim. Popstardan elenmişsinde haftaya aramızda olmayacakmışsın gibi tripten tribe koşarak "mutlu ol iyi bak kendine" sözleri olan şarkıyı söylerim. Ne olur gözün arkada kalmasın demem çünkü sağ lobun kontrol ettiği sol göz zaten sen lobu aldırdığın anda arkada kalmış durumda olucak. Sevimsiz bi' hal aldı bu konu. Kapatalım.
Psikolojik diyet ya da halk arasındaki adıyla "Dünya zkime, ay götüme zayıflığın düşüncesi bana kafi"nin genel hatları bu. "Özümüzde hepimiz zayıfız. Fazlalıklar bizi böyle gösteriyor" da bu hareketin sloganı. Unutma ki kendini kandırmak bir sanattır.
Hala "oy ayva göbeğim güneşte parladı", "vay selülitim afiş oldu, benimde bacaklar vaşinton portakal tarlası gibi olmuş Yaradan kahretmiye beni." gibi serzeniş/telaş karışımlarıy bana geliceksen sana son önerim : ver elini haşema. Sıfır deşifre. Mis. Ayrıca "ilgi bende toplansın istiyorum, seksapelimle plajı güneşten bile beter kavurasım var, erkeklerin beyin pekmezleri 100 dereceye ulaşıp buharlaşsın istiyorum ne haşemasından bahsediyosun?" gibi bi' fıtrata sahipsen, gene haşema, gene haşema ! Çünkü illaki duyduğun bir abazyo teori der ki : "Kapalı olunca daha erotik oluyor be kirve." .
Biraz büyük sözü dinle.
*
Hep söylüyorum parayla saadet olur diye. Bi' kere paramız olsa deli gibi makara yapma alanımız genişler. İstiyorum ki öyle sınırsız paralarımız olsun ki senle İstanbul'da hakiki zenginlerin gittiği bi' restorana gidelim. Gitmeden önce de basalım Roberto Kavalli'nin dükkanını, sana uygun bi' takım elbise diktirelim. (Bağyan kişiysen gece elbisesi diktiririz, çocuksan garson boy ilkokul önlüğü diktiririz, hatta ve hatta ip'lerden takip ederek Antalya'daki ormanlık alandan bloga girdiğini tespit ettiğim tilkiysen sana da köpek kazağı gibi bişey diktiririz. Üzme sen kendini Kavalli dükkana köpek almaz diye. Tıpkı bir akp sloganı gibin : Sen Tilki'sin, ince düşün.)
Sonra o restorana gidip tüm varyeteli görüntümüze karşın, ortama esnaf lokantası, öğrenci işi konuşmalar yapsak : "Ustam bize bi' porsiyon daha bıldırcın getiricen mi ? Yalnız kafalarını koparmayın biz yiyoruz çünkü.","Laaan bıraksana şu çatalı, elle yesene rahat rahat... Şefim ! Biz bi' de bu ıstakozun kıskaçlarını atmak için bi' tabak alalım sana zahmet", "Ben az havyar alıyım, az portakallı ördek istiyorum, bi' de az profiterol."
*
"End dı oskır gooz tu... Keyt Blen... Ke he be... Hebele... Belelelelelelelele ! Hebelelehebebelelelele... HEEEEEEEEEE ! Beee.... Le."

İşte yukarda belirtilen olası durum yüzünden her yıl en iyi kadın oskarını Kornelyus versin mi vermesin mi tartışması sürüyor akademi camiasında ("Bu camiadan tiksiniyorum" diyen herhangi bi' manken ve "Beşiktaş Camiası büyük bi' Camia" sözüyle zihinlere damga vuran İbrahim "Saçları kendisinden bağımsız şekilde dünyayı ele geçirebilecek çılgınlık potansiyeline sahip" Üzülmez evlenirse bebeklerinin ilk kelimesi ne olur ? Bunu bi' düşün, benim biraz işim var 15 dakikaya geliyorum...) ve her seferinde "yok lan gerekirse kadın kılığına girip Dastin Hofmın versin ödülü. Holivud'daki bizim için sıradan olan ama bu hırt için kafa karıştırıcı derecede güzellikte olan insanları gördüğünde mallayan gerizekalı vermesin" sonucuna varıyorlar. Akademi'de Hatta ve hatta biliyorum ki arkamdan konuşmasıyla kulislerde prim yapmaya çalışan Benisyo Del Toro "Bredo (Bred Pit'le samimi olmak ve bunu göstermek) Sayntoloji şahidim olsun ki, geçen bi' 5 dakika muhatap oldum o Kornelyusla, tam bir abazan ayıymış çok afedersin" şeklinde atıp tutuyorda, bundan da eminim fakat ömrü hayatımda Benisyo Del Toro'yla tanışıklığım yoktur. Benim hakkımda bişey söylerse bil ki yekten sıkıyor. Çok yakışıklıdır dese bile inanma. Gene yalan, gene dolan demektir o. Sadece benim söylediklerime inan ve hakikaten yalan, yakışıklı falan değilim. Çok çekiciyim. ("Senden anca Thor çekici olur falan... Utanmıyosun böyle boktan esprileri aklından geçirmeye. Pu Allah beeee ! Puuuuuu yazıklar olsun ! Puuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu ! ("Sinirlenince Lama'ya dönüşen insanları anlamadım ya ben ona yanıyorum...Laaa- ma... La-sol... Laaaa-ma... La-sol... Lamaaaa La-sol...")
Ne zaman birisi gözümde ilahlaşsa yaslanıyorum vikipedyaya, hemen öğreniyorum eşinin, dost hayatı yaşadığı kişinin, imam nikahlı karısının ve bunun gibi... kişinin adını, anında bir ters u dönüş, doğru hayvanat bahçesine... Vuruyorum gugıl'ın gözüne gözüne bu ismi. Hep savunduğum bişey bu : bitkilerden ve anne karnındaki çocuktan ziyade insan Gugıl'la konuşmalı, ona sevgi sözcükleri fısıldamalı, bugün gugıldan arama yaparken farz-ı misal "KAM TU Mİ MAY SİVİT ENCIL !" Gibi motive edici cümlelerle ona bağırmadıktan sonra, "HEYT KOÇUMA BENİM BABAN DA MI ARAMA MOTORUYDU ?" diye onu "onore"(bu ne lan?) etmedikten sonra ne anlamı var gugıl'dan arama yapmanın ? Ben bu yöntemle kendisine göster bana Keyt'in can yoldaşını dedim ve kendisi bana fazlasıyla bonkör davrandı :
Gel de güne umutla başlama. Bırak tünelin sonundaki ışığı. Mahsundan daha fena şekilde güneşi gördüm. Hem de korneam yanarcasına gördüm güneşi. Manzaraya bakar mısın ? Şimdi zıplayan çıkar illaki "Oğluuuum parası için birlikte yaaaa" ya da "Tipine aldanma sen onun be oğluuuum...Zenciden nakil gibi uzuv var onda, bu Holivud Camiası hep böyle çarpık ilişkiler üzerine kurulu zaten"(İbrahim? Sen misin?) gibi karşıtlıklarla ama hayır. Hepsine kulak tıkıyorum ve hemen bi' pazen etek giyip "Öyle deme kıııız, seviyooooo" diyorum çekirdek çıtlayarak.
Biz sıradan insanlarında, insan kisvesi altında nurdan oluşan varlıklarla beraber olduğunun, seviştiğinin, evlendiğinin nadir göstergelerinden biri bu adam. Sana diyorum Endru Aptın ! Sen yücelerden yüce bi' insansın. Senin sayende götüm kalktı ve anında Yunan Tanrısından boşandığından beridir dibe vurmuş olan Cenifır Enistın'a da evlilik teklifi içeren bi' mail yolladım. Lan Cud Lav olucak puşt... Bekle beni ! Gümbür gümbür geliyorum. Kime salça olsan akabinde ben yazıcam ona. Silicem seni bu camiadan. (İçinizdeki İbrahim Üzülmez'i Keşfedin - Doğan Cüceloğlu)
*
Son olarak gitmeden önce şunu belirtmek isterim : Tsubasa'yı yıllarca izledim. (Toplasan 15 maçını izlemişimdir ama yıllar sürdü ağzına sıçtığım veledinin maceraları.) Görmediğim cambazlık, hassktir lan öyle şey olmaz demediğim atraksiyon kalmadı sanıyordum fakat gün itibariyle rahatlıkla söylüyorum ki salı günü izlediğim Chelsea - Liverpool maçında yaşananlar hiç bi' bölümde yoktu. Üstelik Chelsea'nin ya da Liverpool'un paslaşarak yarısahayı geçmesi Tsubasa'nın takımı Nankatsu'nun 3 bölümlük yarısaha geçme süresine kıyasla 400'de 1 civarı zaman alıyor. Yıllarca Tsubasa'ydı, Erik'ti, Wakayabashi'ydi derken salya akıtarak çocukluğunu çürütmüş biri olarak bu maçı izledikten sonra alayını defterden sildim o sefil japonların. Ve Mininova'dan torrent'ini indirdim özet görüntülerin. Evet, bunu yaptım. Peki neden ? Maddeler halinde yazıyorum. (30 puan)

- Olurda yarın öbürgün Babam canı sıkılıp "Lig tv alsak mı?" gibi bi' poza girerse kendisini bu çabadan soğutmak için bu görüntüleri kullanıp "Hani şunun yarısı futbol oynayacaklarını bilsem alalım ama yazık günah vericeğimiz paraya, o parayı Yunisef'e bağışlayalım bu sefilleri izliyceğimize" diyerek sonuca ulaşmamı sağlayacak olması.
- Halısahada tıngır efektiyle aut çizgisi üzerinden bana doğru gelen topu elimden kaçırarak büyük madarasyona imza atarsam "Livırpulun kalecisi de yaptıydı aynı şeyi ki o bu işten katrilyonlar kazanıyor ben hobi olarak yapıyorum. Benim sıram geçti, geçin lan biriniz kaleye." savunmasını yapabilmek için görsel ve benzeri görülmemiş bir şov düzenlemeye yönelik oluşu
.

... Bizdeki durum dersen ben Beşiktaş şampiyon olsun istiyorum lan. Bülent Uygun'un şimdiden 3 Fatih Terim egosu gücüne ulaşması canımı sıktı. Bilsem ki şampiyon olunca susucak, Sivasspor olsun ama beyanat üstüne beyanatla sefil eder bizi.
(Üstelik Beşiktaş'ta Hitman oynuyor. Resmen Hitman.)

Dur bi' dur... Garip bişey oldu. Yazasım kaçtı. (Daha ne yazıcaksam?)
Bokumun da bokumu bir yazı oldu ve evet,
YAZASIM KAÇIYOR ! YAKALAYIN !
... Geçti artık geçti. Şimdiye çoktan öf-pöf sınırlarını aşmıştır.


Kestirdiğim kazma görünümlü yeni saçlarımla birlikte 100 metrelik yürüme süremi 33.7 saniyeden 31.8 saniyeye düşürdüm. Bu ayrodinamik kazançtan faydalanıp taklalar atarak gidiyorum burdan.

08 Nisan 2009 Çarşamba

Paris Hilton Yanıyor, Polis Beni Arıyor.

Belki senin için araç aksamından buji aparatının meme yapması daha önemli olabilir ama benim için illaki cinsel çağrışımlı bir yoktan varolma hikayesi önem taşıyacaksa ilk sırayı er bezini sıfırdan yapabilmek eylemi gelir. (Taşak mı ? Ben öyle bişey demedim.) Bu bağlamda buna yönelik hareketler yapanlara saygılıyımdır ve bu eylemi karşılıklı hale getirmeyi kendime ilke edindiğim söylenebilir. Arkadaşlıklarımda bu önemli bir kıstastır. Mamafih geçtiğimiz günlerde müteessir olduğum durum şöyle cereyan etti : (Merhabalar bendeniz Recaizade Blogır Efendi o yüzden böyle ağdalı bir yazı dilim var.("Ağdalı dil" kalıbı seninde aklına aynı işkence sahnesini getirmiyor mu? Aramızdaki tek testere bakış açılı ruh hastası ben miyim yani ?))
Geçenlerde olağan şekilde iş gereği Almanya'yı aradım. (Televizyonunu yeni açanlar, bu cümleye tıklayarak geçmişe gidebilir.) Bi' bağyan çıktı telefona. Hanım abla ver ordan Elke bacıyı dedim. Tatilde dedi. Alman olmak vardı ne çok tatiliniz var sizin götoşlar ? Diyemedim tabiki. Çünkü henüz kendileriyle o kadar samimi değilim. Öbür Elke'yi ver hele dedim. O da yok yarın burda olur demesin mi ? AMAN YARABBİ ! NE BİÇİM DEV ŞİRKET ORASI ! O YOK BU YOK KİM VAR ULAN ?! diye çıldıramadım tabiki. Çünkü henüz kendilerine o kadar posta koyucak durumda değilim. Kapattım telefonu. Fakat bu mevzu mühim, telefonu açan kişi isterse şirket ceo'su olsun gene ben bu işi yaslarım diye celallenen benim bir üstüm sorumlu kişinin...Dur bi' dakika ya... Bu ne salak şart koşmadır ? "İsterse şirket ceo'su olsun", istemiyor mu sanki ? Tabiki istiyor ama istemenin başarmanın yarısı olmadığı bir konu Ceo olmak. Ceo dediğin adam işi bitince artislik bi' bara gidip(hatta barı kapattırıp), fonda çalan launc müzik eşliğinde çiliyorken,(hem dışarı çıktı hem dinlendi baaaak! Neymiş ? Chill-out) hatta tek buz'lu sek viskisini yudumlayıp etrafındaki şuh kadınlarla "Huuuu bebeğim benimle param ve statüm için çılgınca sevişmek ister misin?" bakışlarıyla kesişirken, alt kademe çalışanlarda iş çıkışı en yakın kahveye gidip pişti oynamaktan ve "Elimizden tutan olmadı ki amuğa goyyim siyo olurduh, vays presidınt olurduh." demekten keyif alıyor. Kader be kanka... Mukadderat. Neyse konu dağılmadan ("Nereye dağılmadı lan ? Nereye dağılmadı?") asıl mevzuya dönelim : Sıfatlı insan Almanya'yı aradı, uzun diyaloglar sonucunda bana "Bi' mail adresi söylüyorum yaz" dedi :


Resmen durum çok acil çözüm bekliyor dedik diye daşak geçme amaçlı bize verilen mail adresi Cek Bauır'ınkiydi. Hadi ordan yemişler seni müdür diyemedim çünkü aramızdaki kademe farkı buna izin vermiyor. Mail'in konu kısmına "Sende etten kemikten varolmadın mı be pezevenk ? Bir adam dünyayı kaç kere kurtarabilir ?" yazamadım çünkü mail adresi gerçekse ve Türkçe bilen birine tercüme ettirirlerse hoş sonuçları olmazdı. Ben bekliyorum ki 24 dakika boyunca türlü aksiyona imza atıp son anda olayları çözücek Cek Bauır. 240 dakika geçti hala cevap yok. Ertesi gün cevap geldi mail'e. Evet belki soruna çözüm bulmuştu ama hem çok geç kalmıştı hemde adı Jurgen'di. Üzüldüm. Yarın öbürgün bende şirket adına intikam almak için, Alamanya'yı arayıp "Aym dı mankiy vit long heir fırom Cankan, Ay'd layk tu sing e song" (Yalnız resme bakar mısın ? Tam bir popstar) dedikten sonra kulaklardan kan getirecek incelikte bi' sesle Cankan'ın ölümsüz eseri "Yar, Yar" ı seslendirebilirdim. Böylece karşılıklı paslaşmalarla çok iyi arkadaş olabilirdik seninle telefonları açan kadın !
Fakat ne dedik ? Kader. Mukadderat. Yaşasın mistisizm.
*
Biri de çıksın ve desin ki "Arkadaş sen yanlış biliyosun, fotokopi çekmek ütü yapmaktan daha hafif bi' iştir". NAH daha hafif. (İlk cümleden seviyeyi yitirmiş olmanın dayanılmaz hafifliğine sığınarak gönül rahatlığıyla yazabilmek) "Ama ütüde kat yerlerine dikkat etmen lazım" ... Fotokopide de kağıt sıkışıyor ! Ve eğer Sık kullanılıyorsa nasıl olduğunu anlamadığım şekilde toner bitiyor ! (Çalışanlardan biri gizli gizli toneri içiyor olabilir etrafta kimse yokken. Aksi takdirde hakikaten nasıl bu kadar seri şekilde bittiği soru işareti.) Etrafa yayılan manasız bi' sıcaklık desen fotokopide de mevcut. Bu iki iştende tiksinen insan olarak yıllardır ütünün "Öf ütü çok zor, lanet olsun ütüye ama en nihayetinde pantolonu ütü gösterir o yüzden vazgeçilemiyor adiden, mahkumuz ona" diye yıllardır ayıplanıp, fotokopiye gereken aynı nefretin gösterilmemesinden rahatsızım.
*
Geçen gün adamın biri geldi iş yerine. Babamı tanıdığını söyledi, konuşabilir miyiz ? Dedi. Baktım Babamı tanıyor olsa da kralını tanımamış ve gündüzden vurmuş kendini alkole, e haydi millete sardırıcağına beni kitlesin, bi' şekil 5 dakika sonra sallarım kekoyu diye her daim yaptığım hatalı hesaplara bir yenisini ekledim. Oturduk ve başladı sorguya : "Necmi Abi'yi tanıyo muydun ?", "Bahadır abi'yi bilir miydin ?", "Faruk vardı Faruk... Hatırladın mı onu ?" .... Dışardan hı hı desemde içimden "Lan sittir git ! Bahsettiğin adamların hepsi ben 5 yaşındayken en az 35 yaşındaydı ne biliyim. " cümlesi geçiyordu. Sadece isimleri kalmış aklımda yalandan, sokakta görsem tanımam.
Fakat adam ısrarlıydı. En sonunda dedi ki : "Çetin'i bilirsin o halde babanın arkadaşı hani ?" . Eh, nihayet bi' ortak paydada buluştuk diye sevinip "Çetin amca geyiğiyle 3 dakika oyalar sonrada kaçarım" diye düşünürken şu diyalog geçti aramızda
Esrarengiz ve alkollü adam : Bizim Çetin abiyle güzel günlerimiz geçti, çok iyiliğini gördük.
Ben : Anlıyorum.
Esrarengiz ve alkollü adam : İyi seviştik yani.
Ben : Ehm. Öhm. An...ladım...
Esrarengiz adam : Su iç su.
.
.
.
NE SUYU ULAN ? NİYAGARA ŞELALESİNİ İÇSEM NE FAYDA ? Bitirdin adamı ! Evli, iki çocuk babası, naif bi' adamı bitirdin. Biliyorum aramız iyiydi babında bu tabiri kullandığını (öyle söylemiş ol lütfen, yok artık !) ama bana böyle tabirlerle gelmeyin. Yormayın zihnimi.
*
İçimizdeki Voçmenler #1 : Seyyar Encıl

Avrupa'da bu yok işte. Devlet süperkahramanına sahip çıkıyor orda.