27 Temmuz 2007 Cuma

Bu da özellikle bi' konu üzerine yazmadığım,sadece havadan sudan bahsettiğim bi' yazı olarak kayıtlara geçsin lütfen.

Başlığı okudun.Aynen öyle.Bi' alttaki yazının can sıkıcılığından ötürü ve dahası benim canımın sıkılmasından ötürü oturup bişeyler yazıyorum.''Havadan,sudan'' kalıbını duyduğunda Afrika'da ülke olan Sudan'ı akıllarına getirip ''Abi Sudan'da iç savaş var biliyorum çok kötü durum oralarda'' şeklinde lüzumsuz cümleler kurarak yoktan tartışma yaratmaktan zevk alanlar beni bu numaradan arasın : Beş,beş,iki,yedi,dokuz,dört,yedi,beş.Adres : 816,Niksın Bulvarı...(Daha açık adres isteyenler için halk pazarını geçince sol koldan ilerle,ilk sağdan dönünce görüceksin zaten kocaman tabela var Çekiç Kafa Co'nun Yeri yazar yeşil renkli orda kime sorsan gösterir beni.)
*
İlk olarak yeni bi' blog projemiz var onun parizyenden müjde çorabını dağıtmak istiyorum.Evet dediğimi duydun yeni bi' blog açtım çok gerekliymiş gibi...şimdi acele edin! Herkes sığınaklara.Önce kadınlar ve adamlar.Çocukların yenisi yapılır nasıl olsa...Şaka La' Şaka.Hiç öyle şey der miyim ? Çocuklar bizim geleceğimiz.(Hasss...! Kadir Has diyorum,baba adamdı,Allah rahmet eylesin.) Çocuklar bizim geleceğimiz lafı mantıklı esasında.Günü yaşadığımız ve geleceği pek iplemediğimiz için çocukların %72'sinin büyüyünce baltazarcasına hayatlar yaşadıklarını hesaba kat ondan sonra ''çocuklar geleceğimiz'' lafındaki ironiyi,santrfüjü ve kontrtrajediyi daha iyi gözlemleyebilirsin.
Proje demişken barzoluğun sınırlarını zorlayan bazı mankenler bile ''Yeni bi' dizi projesi var önümüzdeki günlerde başlıycak olan'' demeden konuşmasını bitirmez oldu.Keban Barajının yıkılıp onun yerine yapılıcak yeni barajın planlarını çizicekmiş ciddiyetinde proje demeleri belkide beni bu kadar ayar eden.Bende kullanmak istedim bu proje kelimesini ama benim evveliyatım belli.Referansım ŞuurFuhuşu.
Neyse netice olarak dünyada en çok tıklanan ve tıklandıktan sonra 3,5 saniye içinde terkedilen site olan tahavvül'ün rekorunu 3 saniyeye indirmeyi amaçlayan yeni blogumda yazıcaklarımla ilgili bişeyler var kafamda,şimdilik du' bakalım diyorum kendime.Yarın öbürgün görüceksin sende.(3 saniyeliğinede olsa...)
Belkide bu yeni blog ying ve yang gibin olur tahavüllle,ya da romiyo ve hande yener gibin,hiç bilemedin elyın ve predeytır gibin...(Geçenlerde filmi tekrar izledimde dikkatimi çekti.O Predeytır'ın saçlarda ne rasta varmış öyle? Elyın'ın Predeytır'la dövüşü sırasında ''De get Jamaikaya geri dön,bırak buralar bize atadan,dededen miras kaldı.Dağdan indiniz buralara rezil ettiniz memleketi...'' şeklinde çıkışmaması filmin tek ve en büyük hatası olarak gözüme çarptı.)
*
Belirttiğim gibi bu sıralar çok canım sıkılır oldu ki bu durumun önemli sebeblerinden biride uyku düzenimim zıvanadan tamamen sıyrılıp onla teğet bile geçmez hale gelişi.Dahası uyumak için alkole başvurma metodunuda devre dışı bıraktım.Zaten alkol diyincede aklıma Kopa Amerika'nın final maçının olduğu gün yaşadığım kötü anlar geliyor.Şöyle ki :
Yığdım biraları eve ve turnuva boyunca desteklediğim Arjantin'in Berezilya'yı kepaze edişini izleme umuduyla ilk birayı açıp bi' yudum aldım ki Berezilya hiç olmıycak yerden hiç olmıycak yere şut atan Hulyo Baptista denilen ve ortalıkta insan olduğunu iddia ederek dolaşan boz ayının attığı golle 1-0 öne geçti.Kesinlikle büyük terbiyesizlik 3.dakikada gol atmak.Strit faytırda bile yıllarını bu oyuna vermiş insanlar hala dravdan ''Dur bi' dur tuşlara bakıcam'' der ve ekranın kendina ait olan köşesine geçip orda kendi kendine yumruk atar,tekme atar,karambole getirip aduket atar ki işte o zaman karşı taraf ''Lan hani hareketlere bakıyodun düdük makarnası?'' gibi manasız bi' cümle kurup (Zira aduket hareketin Allah'ıdır.) kendisine aduket çeken şahısın yanına gelip yukardaki güç göstergesi barları eşitlemek adına ona iki yumruk atar vesaire...Neticede demek istediğim oyuna bi' ısınma süresi var.9.dakikaya kadar bekleyemedin mi be adam?
Gol sonrasında Arjantin'e iddaa oynayan ve dert yanmak için bana telefon açan arkadaşıma ''Adaaaaam Mimarmış! Tanjant 45'le vurdu gol olsun diye!'' gibi onu neşelendirmekten çok delirticek cümleler kursamda aslında tipik Ömer Üründül zihniyetine bürünüp ''Gol erken geldi güzel maç olucak.'',''Fakat ne maç oluyo be?'',''E tabi Baptista'da önemli oyuncu'' gibi cümleleride sıralıyodum kendisine.Öte yandanda ''Bastığımız toprakta çim çıkmaz bizde bu kademsizlik varken'' cümleside kafamın bi' kenarında belirdi Arjantin'in geri düşmesiyle birlikte.
Tarla faresi kılıklı Rikelme'nin Arjantin adına harcadığı iki pozisyonun ardından Berezilya'lı Alves'in çikitamsı kavise sahip ortasına ayak koyan Ayala denen Arjantin defansının kırık bel kemiği (Bu durum Trakya bölgesindeki maçın izlendiği kahvelerde yöresel şive nedeniyle ''(h)Ay Allaaaaa(h)!'' tepkisiyle karşılandıysa ve Ayala'nın isim benzerliğide düşünülürse ''reaksiyon piştisi'' adı verilen tarihi anlardan birini kaçırdık demektir.) ve kendi kalesine attığı gole maçı 2-0 yaptı.Ben zaten Arjantin'in 2-0 kadarki sürede nefes alamayışını gözlemleyip yıkılmıştım ve 1-0'ken bile umudum bitmişti,bırak umudu falan maçta sıkıcı bi' hal almıştı,üstüne bi' de 2-0 olunca iyice dellendim.
Keyif diye oturduğum tv başında sambacı şoparların tek kaleye yakın top oynayıp maçı katletmesiyle birlikte ızdıraba dönüşen biralar Buenos Aires'teki salaş bi' biranade içerken taraftarı olduğu takımın yenilmesiyle birlikte hayata isyan eden adam tadını yakalamama ve pembe dizi ile türk filmi harmanı yaparak ''Aaaaah Maricruz ah...Niye evlendin ulan o Salvator Domingez dallamasıyla? Pablo abi kapat şu maçı ya ne bu rezillik.Radyoya ses ver biraz..Huysuz ve Tatlı Senyoraaaa...Nırınını nırınıınııı'' diye sayıklamama,akabindede ''Pablo abiii bize bi' bira daha bi' de leblebi falan getiriversene.'' şeklinde bağırarak cümleler kurmama neden oldu.İkinci yarıda Berezilya maçı 3-0 yaptığında karşı apartmanın 2.katının camına taş atıp ''Maricruz çık ulan dışarı biliyorum orda olduğunu! Ya benimsin ya toprağın!'' diycek enerjiyi kendimde bulamadım bile.Sadece elimle ağzımı kapatıp ''Abo'' diyebildim 27 tane O harfi içeren şekilde.
Maç bittiğindeyse ''Don't cry for me Ar(j)hentinaaaa,the truth is I never left you'' sözlerine sahip eseri seslendirmeyi tercih ettim elimi kalbimin üzerinde yumruk yaparak.Belki benim yerimde bi' başkası olsa iki tane yastığı sarı ve yeşile boyadıktan sonra sağa sola sallayarak ve Sibel Can misali tanga haline getirdiği donuyla dansederek ''Braaaaazil ! Nanananaaaaaaa'' şarkısını söyleyerek hoplar,zıplar,dansederdi.(Sizde evinizdeki malzemelerle kolayca karnaval düzenlemek istiyorsanız ''Pratik Anlatımlı Denyo İşi Eğlence Tarifleri'' kitabına 29 devlet tahvili kuponu karşlığında sahip olmak mümkün.)Ben yapamadım.I don't Vagner Love Brazil Football team! dedim BBC'nin akşam haberlerine telefonla bağlanıp.Hele hele böyle modern futbol numaralarına saldırınca hiç sevmiyorum.Bana şovla gel,artistlikle gel.Kaybetsen bile ertesi gün La Gazetta Della Sport'un vericeği ''Gönüllerin şampiyonu Berezilya'' posterini asardım odamın bi' duvarına ki bundan büyük ödül olamaz.(Hassss 2 ! Haseki diyorum ne kadar köklü hastane.)
*
Bundan bi' kaç hafta evel ''Boş Oda'' adlı gerilim filmine gidicem diye tutturan kadim dostum 2berk insanına ''Benim evim boş ama sen küçük düşünen birisin.Gökhan'la migros'u talan ediyoruz şimdi.Sen genede gece gelirken acil durum stok bitmesi durumuna karşılık üç boyutlu cipsten al.'' dedim ama adam dinlemedi lafımı ve gitti o filme.(Üstelik cipste almadı düdük makarnası).Aradan 2 hafta geçti bu seferde ''Transformers..Romantik Dizayn..'' şeklinde kaba etini kullanarak kendine göre yeniden yazdığı o meşhur şarkıyla etrafımda dolandı bi' süre ama bu seferde ''Geçmişte kaldı o güzel günler,anla artık çizgi filmden,çizgi romandan doğru düzgün uyarlama yapamadıklarını ve ekseriyetle böyle efsaneleri piç ettiklerini'' dedim ama gene dinlemedi ve gitti izlemeye.Tekrar 2 hafta geçtiğindeyse ''Simpsons cumaya vizyonda bu sefer ne diyceksin?'' dedi.Haklıydı,hiç bi' bahanem olamazdı bu sefer.Çaresizdim.Simpsons konusunda daha önce yaptığım gibi kaçak güreşmek ayıp olurdu.Dahası 3 aydan beri ara ara konuşulan bi' konuydu bu The Simpsons Movie.
Bunca zaman 7.sanata küskün oluşumun ve ondan kaçışımın sebebide ''Böcek'' adlı filmdi ama üst üste 6 tane ''Böcek'' tadında(bak böyle söyleyince manidar oldu) film izlesem genede Simpsons uzun metrajını reddedemem.Bunca bik bikten sonra gittiğim sinemada yer bulamamak gibi bi' durumla karşılaşmayıda bekliyorum diğer yandan.(Filmin kötü çıkma ve hayalkırıklığı olması ihtimalini direk pas geçtim dikkat ettiysen.Kosta Rika'nın Amerika'ya savaş açıp bu savaştan başarılı çıkmasından daha düşük bi' ihtimal benim gözümde filmin başarısız olması durumu.)
*
Bu süregelen ve artan sıkıntının sebebi birazda İstanbul sanırım.Bugün 2berk'le Bahçelievler'deki Starbaksa gittik üzerine afiyet.Ordada çok ilginç bi' kalabalıklık var daimi şekilde.Hani bi' yarışma var sandalyelerin etrafında müzik süresince danseder insanlar sonra müzik kesilince 2 kişi çöker o sandalyeye ama ilk oturan kazanır.Burdada içtiğin nane bittiyse ve kalkar gibi bi' izlenim veriyosan eğer 28 days later'daki zombiler gibi sağlı sollu üzerine koşanlar görmek mümkün.O açıdan gerilim yüklü bi' yer ama köşedeki bi' masaya oturup açık havada kahve içerek çıkan bu arbedeleri ve insanların gözü dönmüş şekilde attıkları deparları izlemek eğlence kaynağı olabilicek bi' durum.

İçeri girdiğimde ''İsim neydi?'' dediğinde ''Sebgetullah'' demek vardı aklımda kasadaki kızcağıza gel gör ki o sırada ne alaka bilmiyorum ama çalan The Arcade Fire'ın Ocean Of Noise'unu duydum...Ruhsal sağlığımla birlikte Sebgetullah planlarımda alt üst oldu zira aldı beni bi' hüzün.

''Buyrun ne istemiştiniz?'' dediğinde ''35'lik alalım rakıyı,peynir,domates,haydari...kavun bi' de kalamar yeterli şimdilik.'' demek istedim ama arkamda duran kişi manitasına o sırada ''moka mı istersin hayatım?''(O ne biçim soru lan öyle?) gibi bişeyler söylediğinden bulunduğum ortama geri dönmek zorunda kaldım.
*
Bu olaydan sonra bi' kez daha anladım ki hava değişikliğine ihtiyacım var.Bu bağlamda önümüzdeki hafta Kopakabana Plajı yakınlarındaki yazlık evine(Yalan söyledim kopakabana derken.Ayvalık ve Burhaniye arasında kalan ve tarih boyunca bu iki kasabanın uğruna savaşlar yaptığı Karaağaç yakınlarında bi' site.Yok bu sefer yalan söylemedim.Karaağaç için çok savaşlar yapıldı tarih boyunca.Kral Arthur'un adını alan site bile var orda.İnanmayan araştırsın.) gitmek konusunda kesin bi' karar aldım.Bi' hafta oralarda geçirip sonrasında benle aynı dönem orda olucak Ghost Rider'ın araba şöferi versiyonu ile İstanbul'a dönmek iyi gelebilir bu sıkıntı durumuna.
Gidiceğim sayfiye yeriyle ilgili olarak en çok ''Bananaveeeeey,bananavey,banana'' türküsünü ünlü ozan ve halk adamı Aşık Sebastian'ın o buğulu sesinden dinlerken bi' yandanda sahilde Kapuera yapmayı özledim.Yoksa artık çok mu geç bu tarz aktivteler için ?
(''Hamakta uzanırken (Göksu'ya) Bonnie ''Prince'' Billy dinleyesim var'' da denebilir farklı bi' şekilde.Bu arada evet artık çok geç,kapuera'ydı,ninjitsuydu bizden geçti o işler.Gençler varken yakışmaz benim gibi koskoca adamın havada uçup bacağını açması falan.Hem sonra elalem ne der?)

23 Temmuz 2007 Pazartesi

Seçmenlik Süreci

Uzun süredir yürüyüş yapmıyodum doğru düzgün.Mecburiyetten dışarı çıkmak ise haliyle ızdırap vericiydi.Bununda iki sebebi vardı : sıcaklar ve seçim tantanası.
Oldum olası seçim şarkılarına ilgi duydum.Velet sayılabiliceğim zamanlarda duyduğum ''Müjdeler olsuuuun,müjdeleeeer olsuuuun....Refaaaaah geliyoooooor!'' şarkısı uzunca bi' süre zihnimi kurcalamıştı ve halende duşta söylediğim şarkılar repertuarımda önemli yer tutar.
Bu seçim öncesinde nadiren gittiğim aşırı kalabalık sayılabilicek yerlerde beni en çok hayretlere salan şarkı ise Bakırköy bölgesindeki bi' seçim arabasından duyduğum hızlı hızlı ve peşpeşe söylenen ''Değişmek Lazım'' cümlesinden oluşan tempolu çalışmaydı.Mhp'ye ait bu şarkı algıda seçicilik midir yoksa arka arkaya ne söylersek söyleyelim bi' yerden sonra anlamını yitirdiğinden midir bilinemez şekilde şarkının sözlerini önce ''Deşmek lazım!'' sonrasında ''Hatchback lazım'' sonrasındada ''Hepyek Kazım'' şeklinde değişik şekillerde söyledim yol boyunca eve dönene kadar.(Bu olayın üzerine mecbur olmadıkça Bakırköy'e gitmemeye çalıştım.)
Tabi insan haliyle merak ediyor misal bi' corc buş rapin hırçın çocuğu fifti sent'e para ödeyip seçim şarkısı yap bize dedikten sonra fifti sent'te ''Ooo yeeah! vote bush you madafakaaaa!'' ya da ''Vote bush or die you son of a bitch'' gibi sözleri olan şarkılarla buş'un seçim konvoyuna fon müziği oluyo mudur ? Yoksa bizim memlekete has bişey mi bu seçim şarkıları ?
Tam onu atlattım derken bu seferde evin önünden geçen Bağımsız Türkiye Partisi'nin lideri Haydar Baş'a itafen yarattığı sloganıyla yeni bi' travmaya kucak açtım zira duyduğum en kolay mecaz anlam çıkarılabilicek seçim sloganıydı bu : ''İş diyoruz,aş diyoruz,Haydar Baş diyoruz !''
*
Seçim vaatleri,tahmin programları derken bi' ton tantana olunca yeter bitsin artık kıvamına gelmiştim ki bi' baktık seçim tarihi gelmiş bile.Günler öncesinden karar vermiştim kime oy atıcağımı gel gör ki Anayasa'daki seçme hakkım ve özgürlüğümü kısıtlanmış gibi hissediyodum zira istemeye istemeye oy atıcaktım.Sırf birine diğerinden daha az tilt oluyorum ve oy verdiğim diğerinin önünü kessin diye oy vericektim en nihayetinde.Birini seçmek değil bi' başkasını engellemekti tek derdim.3.Bölgede yaşayan birisi olmamında bu durumda etkisi var tabi.Televizyonlarda 2.bölgeyle ilgili en çok gördüğüm ve bende ''Şişli'ye mi taşınsak ulan?'' etkisi yaratan Baskın Oran ve 1.bölgenin meclise gereken insanı Ufuk Uras'ken 3.bölgeyle ilgili gördüğüm yegane insan Genç Parti adayı İbrahim Tatlıses'ti.(Görsel medyadan adayları tanıma açısından dengesiz bi' durum ama yapıcak bişey yok.)
Bugün uyandım,evden çıktım ve ne hikmetse diğer tanıdıklarla kıyaslanınca olabildiğince uzak sayılabilicek bi' yerde olan oy vericeğim okula doğru ilerledim.Okulu,sandığı bulduktan sonra da adımı kapıdaki listeden buldum.İçeri bi' girdim ki sandık başında üniversiteden tanımakla/tanımamak arasında olduğum (Merhaba bazında insan olmak durumu) bi' kız var.Baktım salağa yatsam yemiycek üstüne üstlük kız kritik bi' göreve sahip (işaret parmağı ressamı) o yüzden dravdan tanımıyomuş pozları yerine ''Aaaa sende mi burdaydın ? Nasılsın ? Bişey söyliyim mi ? Acaip kilo vermişsin...'' gibilerde 15 saniyelik bi' samimiyet gösterisinin ardından karton panelin arkasına geçtim.Sanki yılların fanatiğiymişimde çok içimden geliyomuş gibi iki saniyede ''evet'' damgasını bastım ve çıktım ordan içim burkuk bi' şekilde.(Böyle çok fanatik partici adamlar kendilerini kaybedip iki-üç kere damga basıp oylarını geçersiz hale düşürüyolar mıdır onuda merak ediyorum,kesin vardır öyle bi' kaç mal.)
Objektiflere gülümseyerek 3 yıllık mukaveleyi imzalayan roberto karlos'un aksine keyifsiz bi' halde imzamı attım ve bi' an için bu kötü durumun bana unutturduğu noktaya geri döndüm : Sandık görevlisi tanıdık olan kızcağız elinde boyayla ''Sol elini uzatır mısın ?'' dedi.
Ben göz damlası damlatır gibi bi' damla bırakmasını beklerken tam tersine şişenin kapağı yalamaymışta tam benim elime damlatırken açılmışçasına bi' hal aldı olay.Artık kıza ters bişey mi söyledim vakti zamanında yoksa ezelden uyuz mu oluyodu bana bilinmez ama sanki bi' intikam aracı gibi kullandı o boya nanesini.''İstersen direk boya kovasına sokiyim sol kolumu?'',''Bol dök bol,daha gözlerimin altınada kamuflaj olarak sürücem bi' kısmını'',''İstersen diğer parmaklarada dök,soranlara atolyede makinaya kaptırdım parmakları,bunlar zenciden nakil derim.'' gibi 1001 saldırgan cümle geçsede içimden tek düşündüğüm işaret parmağı yanmış föncü çırağı gibi takılan diğer seçmenlerin arasına karışmak ve yürüyerek evime gelmekti.Eve geldikten sonra,babamla biraz seçim boyası üzerine konuştuk.Ben silmeye çalışırken diğer eldeki parmaklarada eşit miktarlarda bulaştırdığım için ''iyi ki silmişsin boyayı'' diyerek sarkastik bi' yaklaşım sergiledi bana ama ben cevap vermek yerien onun elindeki boyayı silme çalışmasına baktım ve nasıl becerdi bilmiyorum ama kocaman bi' çarpı işareti gördüm sağ avucunda.Sen uyurken koltuktan sarkan elini define noktası sanıp kazmayla girişmem inşallah diye geçirdim içimden ama ona söylemedim bu sıcakta deri eldivenle uyumasını istemediğimden.Aradan 2-3 saat geçtikten sonra bi' kaç gündür uğraştığım uyku düzenimdeki değişiklik çabası yine sonuç vermedi ve akşam üzeri dayanamayıp uyudum.Bi' uyandım ki saat akşam 8 olmuş sandıkların yarıya yakını açılmış ve Akp'nin oy oranı %48'de.Şimdi zaten yeni kalkmışım,akşam üzeri 6'dan 8'e uyumanın verdiği 300 promil mallığı bünyemden atmaya çalışıyorum bi' de beklenenin demeyelimde umut edilenin çok çok dışında bi' manzara görünce...''Bu ne lan?'' diyip kalakaldım televizyon karşısında.Altı üstü biraz uyumak istedim ve bi' kalkıyorum ki memleket İranlaşma sürecinde önemli bi' adım atmış.Bırak 2 saati 5 dakika bile boş bırakmaya gelmiyor yahu...Ne afacan milletmiş...
Açılan sandık %40'lardayken mevzunun kopması karşısında ilk anlarda afallasamda kontrolü kaybetmedim.Halk dilinde ifade etmek gerekirse oy verdiğim partinin Akp karşısındaki durumunu gösteren tabloyu görmek bana iddaa oynamışımda ''Tutabilir lan bu sefer'' dediğim kuponum daha 2.maçta yatmış havasının daha bi' darbelisini yaşattı.Ya da nasıl diyim sana,at yarışı oynamışızda(hiç anlamam,bilmem at yarışını onuda belirtmek istedim) bizim atın bilmemkaç boy geride kalmasından ziyade artık o attan umutların kesilip ''Bu Jokey varken tepesinde zor'' denildikten sonra vurulup sucuk yapıldığını düşün...
Kontrolü kaybetmedim çünkü insan modeli sürekli daha kötüye giden ve çoğu alanda olduğu gibi siyaset alanındada düzgün adam yetiştirilmeyen,vatandaşlarının alternatifsizlikten belli seçimler yapmak zorunda olduğu bi' ülkede demokrasininde doğru işlemiyceği aşikardı.Kim neye neden oy verdiğini bilmediği,bulgur karşılığı 5 yıllık etki edicek oy hakkının satın alınabildiği bi' ülkede gayet normal sonuçlar bunlar.Bi' de bunu söyleyince ''Sosyal dayanışma bu, 5 yıllık plan anlatsa bile varoşlarda bunlarla ilgilenenler yok ki.'' savunması var.Madem öyle o varoşları neden kentleşmeye dahil edip daha düzgün yerler haline getirmeye çalışmıyosunuz ? Onunda cevabı basit tabi iki paket bulgurla yardımıyla kandırabiliceği adamlar varken neden onlara daha üst düzey yaşam standartları vererek gözlerini açsın ki onların ? Hayat boyu o 2 paket bulgura mecbur bırakarak hazır oy aldığı bi' kitleye neden versin o yaşam standartlarını başka bi' şekilde söylemek gerekirse.Okudukları,dünyayı takip ettikleri ve bazı basit bağlantıları kafalarında yaptıkları taktirde boğazdan geçicek bulgurdan başka kritlerede sahip olabilirler sonuç olarak.
*
''Söylemiştim'' demek hiç hoş olmasada öyle olmak durumundayım çünkü yakın zamanda burda yazdığım düşünceleri sağda solda anlatıp ''Ah be gülüm ben malımı bilmez miyim?'' dediğimde yapılan mitingleri savunanlarıda öpmek istiyorum gözlerinden.Hulki Cevizoğlu'nun bağımsız aday olduğu Ankara 1.bölgede 1,5 milyon seçmenin %23'ünün (345bin) sandığa gitmediğini öğrendim bu gece Cevizoğlu'dan.Yayında olduğu için tam olarak söyleyemesede ''E be goygoycular madem sandık başına gelmiycektiniz ne diye Cumhuriyetimiz elden gidiyor çığlıkları attınız o meydanlara?'' demek istediğini anlamak kolay oldu.Ha şunu bileydin be Hulki'cim.Baştan niye göremedin ki bu resmi ? Dahi olmaya gerek yoktu.
*
Son olarak ''Başa gelen çekilir'' demekten başka yapıcak bişey yok.''Demokrasi ham meyva gibidir yerken dişinizi kırar farketmezsiniz.'' sözünün sahibi kim bilmiyorum ama bugünle ilgili söylenebilicek yegane söz budur heralde.

Not1 : Yazı boyunca hangi partiye oy verdiğimi söylemedim hani olurda anlamamışsındır falan şimdi söyliyim : Ben bu seçimde hadi bunu deniyim diyerek Claudia Roth ve Die Grüngen(Şu meşhur yıllardır duyduğumuz ''Yeşiller'' işte) partisine'e verdim oyumu.
Not2 : Bi' süre bekledim ama göremedim.Deniz Baykal'ın hüsranın ardından ''küsüp'' televizyona çıkmayışından bahsediyorum.Omuzlarını silkerek ''Banane banane! Saymam saymam ! Hem Allah'ın hakkı üçtür...'' diyerek seçime itiraz etmesini bekliyorum bundan sonra.(Yok çünkü istifa etmiycek onu beklemekten vazgeçeli uzun zaman oldu)
Not3 : Mehmet Ağar'ı tongaya düşmiycek biri olarak bilirdim ama ilginçtir ki Erkan Mumcu'yla bakkala bile gidilmiyceği gerçeğini göremedi.Şaşırttı beni.
Not4 : Ufuk Uras'ın meclise girmesine karşın Baskın Oran'ın gereken oyu alamaması günün en üzücü olayıydı benim için.Ayrıca bazı fanatik chp'li arkadaşlarımında dtp destekli oluşunu öne sürerek aslında Chp oylarını baltaladıkları için bu iki adaya uyuz olduğunu gayet iyi biliyodum.Gel gör ki onlar Baskın Oran ve Ufuk Uras'ın İstanbul genelinde alıcağı %8-%9 oy yüzünden bu iki milletvekili adayını tehlike olarak görmek yerine Chp'ye ülke çapında %8-%9 oy kaybettiren Deniz Baykal'ı tehlike olarak görmeyi tercih etmediler.Naapalım canları sağolsun.
Yarın yeni bi' gün.Hayırlısı olsun.

17 Temmuz 2007 Salı

Herşeyin fazlası zarar.

Geçen pazar günü bunlardan (farzedelim ki elimle gösteriyorum ''bunlar'' derken ve yine fazedelim ki kaba saba biriyim normalde hiç olmadığım üzere) dönüyodum ve Kadıköy'deyken yanımdada iki tane arkadaşım vardı üniversite yıllarından yadigar kalan.Bi' tanesi en düzgün Türkçe'siyle ''Ben kitap alacağım.'' dedi ansızın.Okuyanın dostuyum civanım dedim ve başladık sıradan kitapçıları gezmeye.3.kitapçıda aranan kitabı bulduğumuz gibi dünyanın en çılgın kitap satıcısınıda bulduk.Gözlüklü,3 numara saçlı,cingöz/mazlum görüntüsü arasında sıkışmış bu genç bi' anda hiç tahmin etmediğim şekilde ben diyim 8 oktav sen de ki 750 desibel ya da ortada buluşalım ve en ''basit'' tarifle kumandanın üzerine oturmuşsunda baseninle volüm düğmesine abandığından dolayı bangır bangır hale gelen 107 ekran televizyon gücündeki sesini kullanarak bizimle konuşmaya başladı.Evet,resmen çocukken megafon yutmuş ve durumu dengelemek için fısıldaması gerekirken bunun yerine daha beter bağırarak megafonu patlatma derecesinde zorlayan birisi vardı karşımızda edebiyatla ilgili konuşan ve ben öyle bi' konumdaydım ki o sırada kitapçıda bulunup çocuğun bağırışlarının içeriğini dinlemeyen ve sadece yüksek perdeden bağırışları duyan birisi (''O KİTABIDA OKUMALISINIZ.'',''ŞU KADARINI SÖYLİYİM BENİ HAYATIMDA EN ÇOK ETKİLEYEN YAZARDIR O'' gibi cümlelere tekabül eder bu içerik.) rahatlıkla ''Yuh ulan...Kitapçı çocuk amma bağırdı yanındaki kızlara ama bu dingil ağzını açıp bi' cevap veremedi.'' şeklinde düşünebilir.Düşündüysede çok mühim değil neticede bende ''aynalı tahirim bükülmez bileğim'' diye ortalarda gezmiyorum ve kollamam gereken bi' dayı şeklim yok Anadolu Yakasında ama neden eksik dinliyo ki konuşmayı ? Sınavlardada bu dikkatsizlikleri yüzünden kaybediyolar işte.Biraz dikkat lütfen.
Evet arkadaşlarımın bağyan oluşu ve kitap kurduna şu kitap bu pikap şeyk id ap demelerinin çocuğun heyecanında önemli bi' rolü olmuştur belkide ama çocukta daha ziyade hayatının son 17 yılını tek başına yağmur ormanlarının içeri kısımlarında yaşamış ve ilk kez birileriyle konuşuyomuş havası hakimdi içten içe ve sonunda beklediğim gelişme cereyan etti yani çocuk iyice kontrolden çıktı.Haftada kaç saat okuyabildiğinden,mekan tanımaksızın okuyabildiğine kadar sazı elinden düşürmedi ve attığı soloyla kulağımızın pasını sanki viledayla almış gibi oldu.Bunca kitap okumasına karşın iki cümleden birinde ''Şu kadarını söyliyim'' kalıbıyla başlamasıda ayrı bi' skandaldı fakat gel gör ki satıcı çocuğun tavsiye ettiği kitabıda hiç niyeti yokken açıktan satın aldı afacan arkadaşım.Kitapçıdan çıkıncada ''Eğer tavsiye ettiği kitap anlattığı gibi şahane değilde boktan çıkarsa onunla istediğin gibi gaddarca dalga geçmene ve taklidini yapmana izin vericem hatta bende yardımcı olucam bu süreçte sana ama şimdilik saldırırsan korumam altında'' dedi.Oysaki ben hiç bi' zaman böyle şeyler yapmam.Niye öyle taklit dedi dalga geçmek dedi anlamadım,tanımamış heralde beni tam olarak.
Evet okuyanın dostuyuz dedim ama böylesi kölelik sisteminde yaşayan adamada çok afedersin acıyarak bakarım.Oku,oku,oku...Sosyallik sıfır hadi onu geçtim daha kötüsü belli ki başka ilgi alanı yok ondan sonra gel 35 yaşına bi' sabah uyanınca dank eder durum ve oturur hüngür hüngür ağlarsın nasıl yedim lan bunca seneyi diye düşünüp...O anı yaşadıktan sonra 3000 tane post modernist yazar bilsen neye yarar be adam ?
2 tane arkadaşın olsun bi' sinemaya gidin,bi' kafeye gidin,maç seyredin,hadi diyelim ki futbol sevmiyorum dedin başka spor mu yok birine ilgi duy işte sporun envai çeşidi sohbet malzemesidir en nihayetinde hiç biri sarmazsa çık buz üstüne körling'e gönül ver ona bile razıyım,müzik dinle,resim yap,pleysteyşın oyna,say say gider bu liste demek istediğim farklı bişeyler yap kölesi olma tek bi' aktivitenin ya da düşüncenin ayriyetten bunları yaparken listenin içine rahatlıkla okumakta eklenebilir...
Evet,ilgi duyulan konuda kişinin derinlemesine bilgi sahibi olmasıda güzel bi' durum.Bende müzikle ilgili takıntıya sahip biriyim ama mümkün olduğuncada dengeli beslenmeye çalışıyorum hayattan.Öyle olmasıda gerekmez mi zaten ?
*
Cumartesi gecesi oturdum tv başına ve farkettim ki zorlu bi' seçim yapmam gerekliydi.Şov Tv'de ekranların yeni bombası Güzel ve Dahi vardı.Geçen cumartesi yani x kişisine gittiğim gün telefon açan bi' arkadaşım ''Şov'da güzel ve dahi adında çok tehlikeli bi' yarışma var ıska geçme üzülürsün eğlenceden mahrum kaldığını öğrenince'' uyarısı yapmıştı ama ben zaten o sırada ufak rakıya yakın bi' miktarı öldürdüğümden hem güzel hemde dahiydim haliyle dikkate almadım bu öneriyi.Öte yandan Şov'un bu kozuna karşın Türkmaks'dada Nuri Bilge Ceylan'ın İklimler filmi vardı.Benim iki kanal arasında kalışımı belgesel yapıp ''Geyik ve Sahi'' adıyla yayınlamak isteyen Diskavıri Çenıl'ın teklifini reddettim ve büyük bi' kumar oynayarak Nuri'ye döndürdüm tv kanalını.Aslında Nuri'yede antipatik bakıyodum ama ikinci bi' şans vermek istedim ona.Neticede Uzak'a kıyasla en azından izleyebildim İklimler'i.Diyalogların alabildiğine gerçek olması ve sanki gizli kamera varda kimse filmde oynadığını bilmiyomuş gibi oluşu o kadar kilitledi beni filme...Tabi diğer yandan aklımda Güzel ve Dahi vardı.Gavur versiyonu olan Beauty And The Geek'i 2-3 kere izlemiş olduğumdan Türkiye çalkalansada çok şaşırtmadı beni bizim versiyon.Hatta şöyle bi' garip farklılık var.Gavur versiyondaki Beuty'lerde Geek'lerde tip olarak daha uygun seçimlerdi.Bizde çokta Geek tipli eleman yoktu gördüğüm kadarıyla 2 tanesi dışında.(Bizim kitapçı alayından daha Geek modeline uygun bu yarışmacılardan.) Beauty kısmına hiç geçmeyelim facia zaten.Tabi ilk haftanın ardından yok efendim kurmacadır,böyle mal olunmaz diye yırtanlar oldu kendini ama malesef öyle.Bu kadar mal olunur.
O yarışmacılar seçmece olsa bile sokağa çıkıp aynı soruları sorsan kamyon dolusu kız var cevap veremiycek.Hadi bunlar istisnai diyelim ki Maradona'yı bilen,Turgut Özal'ı tanıyan ama tüm bu ''artılarına'' karşın düşünme yetisinden yoksun,iki kelimeyi bi' araya getiremeyen onca kızcağızın ve yağız delikanlının açıklaması nedir ?
Bu arada ilk haftanın ardından bakan Nimet Çubukçu Rtük'e başvurdu program yasaklansın diye.Gerekçe olarakda Medya'da kadının küçük düşürülmesini gösterdi.Yetiştirilmesine vesile oldukları insan kalıbı bu kadar aleni şekilde önlerine konulunca utançtan böyle anlamsız bi' gerekçeye sığındı sanki magazin programlarında,sabah programlarında,müzik kanallarında ve en trajiğide kadın programlarında kadın hiç küçük düşürülmüyomuş(üstelik çoğu zamanda bunu maddi manevi avantaja dönüştürmeye çalışan kadınların kendi istekleri doğrultusunda) gibi...
Tartışma yaratan program ve dizilerin yasaklanmasıda Türk milletinin televizyondan etkilendiğini kabul etmenin en net şekli resmen.''Siz değneksiniz izliyosunuz,bi' de ondan sonra ona göre hareket ediyosunuz,hayatınızda önemli etkiye sahip oluyor,en iyisi biz yasaklayalım''ın kibar şekli.
Yarışmayla ilgili en trajik durumda Türkiye şartlarında o yarışmada şöhreti yakalıycak bi' kız eğer doğru(''Bana göre süt onlara göre çikolata'' sloganı gibi bişey burda kullanılan doğru kelimesi) hareketleri yaparsa ve doğru yolu izlerse yarışmadaki dahilerin topundan fazla para kazanabilir.
*
Gene dön dolaş aynı yere gelen bi' durum bu : insanın fazlası zarar aslında.Al sana en basit örneği sürekli artan nüfusa bağlı dünyadaki sorunlar,ülkedeki sorunlar hepsini bırak İstanbul'da başlı başına sorun bu artış.Su bitti,enerji tükendi diye tetikte takılır olduk en nihayetinde zincirleme dünyayı sefil etme çabalarımızın ardından.Ünlü bi' prof.'tu ama ismi gelmedi şimdi aklıma şöyle bi' teze sahipti eğer dünya nüfusundan bi' kaç milyarlık eksilme olmazsa bu gidişin sonu nanay her şekilde...Haklı olamaz mı ?
Dahası ''modernleşmekte'' fazla oldu mu zararlı bi' nane çünkü giderek cehenneme dönüşen hayatlarımız var bu duruma bağlı olarak.Çevremdeki bazı arkadaşlarımın hırslarını görünce şoktan şoka sürükleniyorum.Jipe binmeyiverin,görünüş itibariyle manken gibi olan ama vitrin mankeni zekasında olan kadınlarla beraber olmayıverin ve havuzlu eviniz olmayıversin yani...götünüz mü düşer? Diyemiyorum tabi.Bu uğurda kendini tüketmeye hazır adama ben ne desem boş dahası banane yani ne halt ederse etsinler.Hepsini elde ettikten sonra içten bi' şekilde kendini kandırmadan çok huzurluyum diyen adamında elini sıkarım çünkü tüm istediklerine sahip olduklarında belkide bi' çiftlik tek başına yaşayan ,sabit ve yeterli bi' gelire sahip insan evladı kadar huzurlu olamıycaklardır.
*
Herşeyin fazlası zarar diye atıp tuttuktan sonra yazıyı böylesine uzatmanında okuyan gözler,radyasyona maruz kalan beyin ön lobu ve kırılan sabır taşları açısından zarar olduğunu belirtmek gerek tabi...Henüz o konuda bi' çözüm üretemedim.

12 Temmuz 2007 Perşembe

Seninlede telefonda konuşurum oluuuum ben! Hortlamana ne gerek vardı?

Yaz mevsiminin ender ve en büyük faydalarından olan dondurmaların naftalinli algida dolaplarından çıkıp buzluklarımıza girişinden beridir bi' sevinç yaşıyodum ama gerçekçi olmam gerektiğini düşününce o sevinçte kursağımda(kursak saati uyanabilir misin?acıktığında yani?) kaldı.Neticede dondurma sadece bi' illllujın ve bitter olmasa bile acıdır ki kandırmacadan başka bişey değil.Evet,zaman zaman kötü giden günü tüm zamanların en iyi dondurması olan frigola eşliğinde bi' kaç dakikalığınada olsa kurtarmak mümkün ama ya sonrası ? Bi' de ben öyle 3 frigola yiycek insan değilim ki çevremdeki bazı şeker hastaları gibi.
Dahası bu satırları okuyan algida zayıf noktamı keşfedip frigola'yı 1 yerine 8 lira yaparsa ocağım sönmez mi ? Öyle(nasıl?) veya böyle(nasıl nasıl?) eksikliğini duyduğum tek dondurma çünkü frigola.
Bi' de çaklıt disk diye bi' dondurması var algida'nın kornetto kapsamında.Kornetto dibindeki o şahane çuklatayı dondurmanın en üstünede koymuşlar disk halinde.O çuklatanın hatrına güzel başlayan ve güzel biten bi' dondurma ama aradaki kısım hıyar misali anlamsız.Dahası evin karşısındaki laz bakkala isim söylemeyişime ve algida çizergesi üzerinde göstermeme rağmen ''Abi şundan var mıydı dolapta göremedim?'' dediğim anda bana ''Disko mu? Var var...'' dediğinden beridir tamamen isteğimi kaybettim o dondurmaya karşı.Bi' de magnum var tabi benim bi' türlü sevemediğim ama hayranlarınca yıllardır tüketilen.Algida Magnum konusunda bu kez biraz farklı bi' strannnteji izledi ve lamborjini verme kararı aldı çekilişle.İlk bakışta mantıklı.Sayısal loto oynıycağına 2 milyona magnum al yolla aynen şifreyi.Hem ye dondurmanı hem konuş,hem bi' helecan yaşa hemde dünyadaki en ballı insansan eğer lamborjini kazan...Gibi gözükmekte ama o kadar kolay değil bu işler.Olduda kazandın,arabanın ötv'sini ve kdv'sini ödemek(ve belkide bizim bilmediğimiz daha garip ekstra vergiler) için en azından bi' petrol kuyusu sahibi olman gerekli.Hadi diyelim ki tesadüfün böylesi tam evinin önündeki çöp kutusunda içi parayla dolu bi' bond çanta buldun ve o sayede vergileri ödeyerek aldın arabayı ve trafiğe çıktın.Ben seni görünce ''Vay balık vay magnum'dan düşürmüş resmen arabayı'' demez miyim ? Dahası bu çekilişten önce kendi parasıyla Lamborjini Gayardo almış biri için aynı şeyler söylenmez miydi ? Ben derim.
O kadar kolay değil demiştim sana.(Panda'da porşettin veriyomuş hemde her hafta.Panda'nın eti ne budu ne ? Haftada zaten anca o arabanın değeri kadar para kazanmıyo mudur ki porşettin vericek gücü olsun ? Sorularınada cevap bulabilmiş değilim ama Pandacan'ın dondurmaları daha az tüketildiğine göre onun çekilişine yönelmek daha mantıklı bi' hareket olabilir...umut dünyası.)
*
Yaz aylarının en olumsuz durumu ise bi' çok unutulmuş ya da müziğe ara vermiş insan evladının ''hoppidik bi' şarkıyla döneyimde yaza damgamı vurayım'' sevdası.Özellike bu durumun son örneği olan ''mustafa sandal strikes back'' anlarının ardından tansiyonumun 2'ye düşüşü,trombositlerimin 3'de 2'sinin ölmesi ve pankreas'ımın adının hakkını vererek güreşçi misali kendini mide duvarından sektirip koşup koşup böbreğime kafa atması gibi durumların ardından gözlerimi frigolayla dağlamak istiyorum...
Yakın zamanda ilk tokadı Burak Kut'tan yemiştim.''Yaşandı bitti,haydi zıpla'' dediği zaman şan dersi almak yerine Erkan Yolaç'tan zıplama dersleri aldığını ve gökyüzüne doğru aryuket atarak uçtuğunu düşünmüştüm ama o geri döndü çok lazımmış gibi şöyle tikiyiz böyle tikiyiz gibi eleştirel bi' şarkıyla birlikte.Bugünlerdeyse aynı nevaleyi üzerine maydonoz koyup ''ahanda yeni'' diyerek önümüze atan Mustafa Sandal geri döndü.Tüm bunlar yetmezmiş gibi Sandal belliki uzun süren bi' beyinsizlik fırtınasının ardından senaryosu yazılmış bi' reklam filmi eşliğinde geri döndü.Oysaki illaki hayatımıza giriceksede Mustafa adı verilmiş bi' balıkçı sandalı olarak girmeliydi hayatımıza kendisi.O haliyle bile şimdikinden çok daha faydalı olurdu.
Ne alıp veremediğin var bu adamlarla diye sorulduğunda ''müziği katletmeleri yeterli'' diyorum ama anlamıyolar tabi çoğu zaman içimdeki müzik aşkının bir başka oluşunu bilmediklerinden.
Peki sırada kim var ? Hadi yine iyisin Tayfun ve onun eşit zamanlı olarak ileri ve geri doğru sallanan kellesi mi ?
Hakan Peker ! Hayır ! Sakın aklında bile geçirme.
Davut Güloğlu ? Laaaaan...ben eskilere yöneldim yeni mantarları es geçtim ve yetişemedim Davut'a...Acı bize,ham yapma lütfen.
(Zombisin sen zombi kal,giy dedim ebedi uyku tulumlarını)
*
Çılgın yaz akşamı eğlenceleri,plaj kesişmeleri ve yazlık site içindeki manitacılıklar,parmak arası terlikler,jet-ski'yle yan yan gitmeler,bodrum,çeşme...Yine dolu dolu bi' yaz geçiriyorum bunların tümünden yoksun olduğum için.(Yok yok doğru yazdım,sende doğru okudun.)
Ter bezleri temizlikte kullanılan toz bezleri büyüklüğünde olan bi' familyanın bireyi olduğumdan mıdır(biz buna tıpta ''genetik hata'' diyoruz.) yoksa insanların ''Oh oh yaz geldi,dünya yansa umrumda değil anla beni yaz aşkım'' hallerinden midir nedir bi' türlü sevemedim yaz aylarını.
Belkide Colin Meloy'a durumu izah eden bi' mektup yazıp gerçek bir decemberist olduğumu kanıtlamalıyım ona bi' şekilde ve benide en kötü ihtimal blok flütçü olarak işe alması için ikna etmeliyim.Sonra hep birlikte soğuk ülkelere göç ederiz...

4 Temmuz 2007 Çarşamba

Kazuality

Blonde Redhead uzun zamandır yüreğimi burkan,cigerimi dağlayan bi' topluluk.Olabilicek en şuursuz kombinasyonlardan biri olarak oluşan grup italyan ikiz kardeşler Simone & Amedeo Pace'in ve Kazu adında Japon bir kızcağızın buluştuğu ve hüzün topacı olduğu bir trio.Benimde hayattaki en büyük ideallerimden biri Panama'lı 8 yaşında bi' çocuğun kemençede,Togo'lu 50'li yaşlarında bi' kadının elenktrinkli bağlamada olduğu ve benimde vokalde ve ramazan davulunda olduğum bi' müzik grubu kurmak olduğundan dolayı hep sempatiyle baktım Blonde Redhead'in bu garip kombinasyonuna.14.İstanbul Jazz Festivali dahilinde ilk konseri Blonde Redhead'in vericeği haberini alıncada hadi o zaman besmeleyle dedim ve biletleri aldım ve dün gece gittik izledik bu acı girabında savrulan,hüznün koridorlarında o duvar senin bu duvar benim çarpa çarpa ilerleyen gençleri.Oldukçada kalabalıktı.Blonde Redhead şarkılarının yaratıcağı hava sonrası gözyaşları sel olur gibi beklentim yoktu tabikide (dahası istemezdim zaten öyle bi' durum olsun) ama öte yandanda ''Misery is a butterfly'' çalarken danseden kızlar görmeyide beklemiyodum.Fakat şairinde belirttiği gibi misery is a buttefly,akada konuyo bokada...
Yine bir konser klasiği olan ''Bakın gençler ! Evet evet bana bakın ! Ben bilirim bu şarkıları şimdi bağırıcam şunu çalsınlar diye'' insanları vardı ve her zamankinden daha yakındılar bu sefer bize.En başlıcalarıda önümüzdeydi.''Elephant Woman!'' diye diye yırttı kendini bu çocukcağız ama çalmadılar o şarkıyı,çalsalardıda o bağırdı diye değil mevcut listede o şarkı olduğu için çalıcaklardı.Bu çığırtkan genç biraz dikkatli izlese Kazu'nun kaçak güreştiğini ve zaman zaman mikrofonla ilişiği olmadan kel alaka yönlere bakarken gayipten ikinci bi' Kazu'nun şarkıları seslendirdiğini farkedebilirdi.(Playback mi yaptın seeeen boyu devrilmeyisice?).Dahası grubun tek isteğinin belirli playlist'i çaldıktan sonra konseri bitirmek olduğunu farkedebilirdi.
İtalyan aygırı Amedeo (illaki italyan aygırı diyceksekte sonuna bi' de ''cesedi'' eklemek daha doğru olur garibimin genç yaşta beyazlamış saçları kahırdan.Zaten başka türlü öyle hüzünlü şarkılar yazılmaz o bakımdan mantık çerçevesinde bi' görünüm sergilemekte.) ise Kazu gibi hareketler yapmadı ve efendi gibi seslendirdi kendi payına düşen şarkıları.(Yaptıysada ben anlamadım ama sanmıyorum yaptığını.)
Neticede sevmiyorum böyle dikkat çekmek uğruna yapıldığı belli olan hareketleri.İnsan hanzo olduktan sonra Blonde Redhead dinlesede hanzo dinlemesede hanzo.Ölçü neler dinlediği,neler okuduğu,nerede oturduğu,harcalamarının ne olduğu değil yaptığı hareketler sadece.Dahası belli bi' eğitim ve bazı imkanlara sahip olduğu halde böyle davranmak hanzoluktur.
Bi' diğer nokta daha var bu bağırma çağırma işiyle ilgili.Konser kitlesinin bi' kısmı konserle alabildiğine alakasız olduğu için(ki onlarda olmasa o konser alanları dolmıycağından bi' bakıma yeni grupların/sanatçıların gelmesi için o kitleye bi' mecburiyet var o yüzden çokda kızamıyorum onlara) bu bağırış çağırışları yanlış yorumlama şansı var ve bu yüzden olaylar bi' gün çok farklı bi' hal alabilir.Bağıranları burdan uyaralım.Zira sahnedeki grubun hiç bi' şarkısını bilmesede orda zoraki bulunan ya da piyasa kaygısıyla adımını atmış ve Türk misafirperverliğine (ve yeteri kadar yabancı dile) sahip birisi zibidi bi' gencin sahnedekine ''Elephant Woman!'' şeklindeki bağrışını kafasında simultene tercüme ederse onun sahnedekine ''Fil Kadın!'' diye bağırdığını düşünüp ''Lan sen utanmıyo musun ülkemize misafir gelen insana hakaret etmeye soysuz?'' dedikten sonra o bağıranın üzerine uçarak kafasına sümsüğü patlatması mümkün.Ben rahatsız olur muyum bu durumdan ? Tam aksine mutlu olurum ama konser sefil olur kavga çıkınca tabi o da ayrı bi' konu.
Aynı durumu I am Kloot & Elbow konserindede yaşamıştık birisi ''Cuckoo!'' şeklinde bağırıp durmuştu.Bi' ara helaya kadar giden kuzencanda döndüğünde en arkadaki bi' grup insanın ''Bu sahnedeki kim şimdi?'' tartışmasına şahit olduğunu hayretler içinde aktarmıştı bana.Oysaki %50 ihtimal var ve bilette ilk adı yazanın daha önce çıkabiliceği ihtimalini düşünebilirlerdi sanmıştım ama yapamamışlar o hesabı,canları sağolsun.Asıl meseleye dönelim o arkadaki gruptan biri bu ''Cuckoo!'' çığlıklarını duyduktan sonra çok afedersin ''Beeeh ulan be ne abazan herifmiş ulu orta haykırdı resmen'' diye düşünmemiş midir peki ? Sahnedekinin kim olduğunu çözemediler diye o kadarda umutsuz olma onlardan.Mevzuyu basenden algılamak oldu mu hepsi birbirinden başarılı olur.
Yinede güzel anlarda yaşadık tabi ses ve sahne sefilliğine rağmen.Yanımdaki hiç tanımadığım kız ''sıradaki şarkı senin olsun'' dediğinde son albümdeki favorim olan Heroine(tıkla tıkla çekinme) çaldılar ki bu şanslı durum beni sevindirdi,üstünede bi' SW çaktılar neşem yerine geldi demek isterdim ama tam zıt şekilde içim karardı.Olsun onlarıda böyle seviyoruz.
Alabildiğine klişe bile olsalar her türlü ayrılık hikayesi hüzünlendirmekte beni hele hele notalar eşliğinde anlatılırsa.Her ne kadar Herione'de anlatılan Roland'ın eşşekliğinden mi yoksa intihar ettiğinden mi Kazu'yu terk ettiği belirsiz (ya da Kazu şarkıyı kimin için yazıldıysa onu) ama farketmez.Herşekil üzücü...
Öyle veya böyle genede güzel bi' gündü,güzel sayılabilicek bi' konserdi.Yine zahiyat verip sol kulağı vınlar hale getirmek dışında...

1 Temmuz 2007 Pazar

Aforizmalar

İdam mahkumu olsam ve son arzumu sorsalar ''berber koltuğundan mutlu kalkmak istiyorum'' diyerek idamımı sonsuza dek ertelettirebilirim.İnsan insanı sadece makas kullanarak yabani mozambik tilkisine benzetebilir mi ? Bu adamlar bi' şekilde başarıyolar.
*
Hayattaki en büyük hakikatlardan biride ''10 milyar verseler Bülent Ersoy'la sevişir misin?'' sorularının asılsızlığı.Kim vericek ? Neden ? Yok öyle bi' insan evladı.Ben yıllardır bekliyorum ama hala birisi yanıma yaklaşıp farz-ı misal ''5 milyar versem Yıldız Tilbe'yle öpüşür müsün?'' demedi.Eğer ki bi' gün 8 trilyon param olursa 2 trilyonunu bu şekilde piç etmeye and içtim.''10 milyar versem canlı yayında esra ceyhana uçan tekme atar mısın?'' sorusuna elbet birisi evet diycektir.10 olmazsa 12 veririm,15 veririm,20 veririm.O tekmenin atıldığına şahit olmak istiyorum esrayı ilk gördüğüm günden beri.Bu arada Yıldız Tilbe'yle öpüşmek için 5 milyar az para.Zira kendisi dans adı altında çok hızlı hareket eden ve daimi şekilde kah oraya uçan kah şuraya kaçan biri.Önce uzaktan iğne üfleyerek etkisiz hale getirmen lazım onu.E onun tüfeğiydi,iğnesiydi dahası öptükten sonraki 30 seans en iyi psikologtan terapisiydi,50 kutu xanax'dı,30 kutu seraquel'di derken hiç yoksa 5 milyar masrafım olucak zaten.Ver 20 milyar öperim.
*
Lan o Corç Kluni ne komik adammış.Geçenlerde izlediydim Deyvid Letırmın denen sefil tolk şovcuya konuk oldu.Programın sahibi Deyvid'i esprileriyle hayvancasına ezdi diye kalbimde taht kurdu ama bi' yandanda bi' insan evladı hem yetenekli,hem eli yüzü düzgün hemde böyle komik ve rahat olabiliyosa adaletin bu mu futbol ? demeden edemedim.Deyvid'de Corc'un yakın zamandaki rol arkadaşı Keyt Blenşet(Yoksa Blençet mi ? Ama öyle söyleyince tüm zarifliğini yitiriyo sanki Parçala Behçet'i hatırlatıcağından ötürü) için yahu ne güzel hatun o diye dövündü durdu.Lan salak adam ! O kadın sana niye baksın ? Hele hele Corç'la o kadar yakınlaştıktan sonra sana niye baksın ? O kadın sana bakarsa bende gider bruklin köprüsünden atarım kendimi.Pislik herif.(Tüm samimiyetimle söyliyim vallahi sevmiyorum bu Deyvid hıyarını.Conan O'brian rules çok afedersin.Bu arada evet nihavend makamında bi' eserle bu konuya son noktayı koymak istiyorum : Kıskanırım Keyt'i ben,kıskanırım Deyvid'den,bu nasıl aşk Allah'ım ? Öleceğim Babil'den.Bu da boktan bi' uyarlama şarkı olarak kayıtlara geçsin.)
*
Klarnetine maymun pislesin inşallah,bıktım artık senin gözü dönmüş manitacılıklarından Hüsnü Dellendirici.
*
Eskiden oyuncak ayım vardı ona sarılıp uyurdum artık vantilatöre sarılıp uyuyorum.Biz büyüdük ve kirlendi dünya demesi gereken birisi varsa Yeni Türkü adamı Derya değil benim.
*
Farkedebilithekid üzere şarkıları değiştirip değiştirip söylemeye bayılıyorum.Hayattaki en büyük keyiflerimden biri bu.Geçenlerde Hatırla Sevgili'yi hiçte komik olmayan aksine şarkının tüm romantizmini ve ruhunu katleden bi' şekilde Hatırla Dombili/Mangal yapılan geceyi/Çamların altında/Yediğin Büfteği şeklinde söyledim.Bu arada belirtmek zorunda hissediyorum kendimi değişik şarkı kullanın şu dizilerde feryadımı duydular heralde Hatırla Sevgili ekibi.Dizi finalinde Nancy Sinatra - Bang Bang çalarak selamladılar beni.Türk Dil Kurumu ruhuyla yaşayan Ahmet'çe teşekkürlerimi sunmak istiyorum : Bu hususta uzunca bir süre düşündüm ve o vakit anlamış bulundum ki doğru karar sayın Nancy Sinatra'yla hayırlı bir izdivaç gerçekleştirmekti.Peki ya Yasemin ?
*
Saat 12'de Ümraniye'deki evden çıkıp 14.30 civarlarında Bahçelievler'deki evine ulaşan bi' insan olarak bundan sonraki yapıcağım tehlikeli numaralar şunlar :
-Dakar rallisine skutırla katılıp bitiş çizgisine ulaşmak (Takribi 127 gün sürücek zorlu macera)
-Nevada çölünü amuda kalkarak eller üzerinde geçmek.
-Ekvator çizgisi üzerinde bulunan bi' sokakta acılı lahmacun yemek / dönerci dükkanı açmak ve tezgahın başına geçip tüm zorluklara karşın büyrooooon diyebilmek / o sokaktaki asfalt dökme çalışmalarına katılmak / çılgınca dolu olan minibüse binip o hattın sonuna kadar yolculuk yapmak ve ücretleri elden ele uzatmak...
*
Hande Yener mi ? Mustafa Sandal mı ? Yoksa Bengü mü ? Yaza hangisi damgasını vurucak tartışmaları süre dursun ben Spoon'un albümüyle şenleniyor,Interpol'ün albümüyle coşuyorum.Yok illaki ilk üçünden birini seç dersen tereddütsüz Hande Yener derim ama onu ayrı bi' platformda tartışırız.
*
Cem Yılmaz'ın espri yapmasına gerek yok konuşma bedelinin iki katını ödediğimiz ev telefonu faturaları yeterince komik.
*
Son olarak bi' de Dijitürk reklamı var bu aralar beni hayretlere salan.Kızın teki kapıyı çalıp elimi tut film izleyelim çok korktum gibi şeyler söyledikten çocuğun yüzündeki şok ifadesini dijitürkü olmadığı için kızı kaçırıcağı durumuna bağlayabilirsin ama değil.''Eskiden bu tarz kızlar arabaya,kıyafete,cart curta bakardı artık bi' dijitürke tav oluyolar,vayyyy memleket ne hale geldi,çivisi çıktığı gençliğin'' bakışı o.Ayriyettende diğer kapıdan fırlayıp kızı kapan gencin kurması gereken cümle bıraktığı itibar sebebiyle ''Ömer abiiii ! Babam bugün dijitürk bağlattı.Lig Tv'de Berezilya liginden bi' maç var,Palmeriyas'la Botofago arasında,çok çekişmeli valla!'' gibi bişey olmalıydı.Hoş Merve'de bu mangal gibi yürek varken ''Bende çocukluktan beri Palmeriyas taraftarıyım,elimi tutsanız ? Meksika dalgası yapsak?'' şeklinde yüzsüz cümlelerde kurardı boynunu büke büke...
*Editors çok güzel özetlemiş herşeyi...Something Should Be Simple Even An And Has A Start derken...
Ve devamında şöyle öksürmüş mikrofona :
You Came On Your Own
And That's How You'll Leave
With Hope In Your Hand
And Air To Breathe...